Adım Adım Kanlı Pazar
Gün Gün Kanlı Pazar’a Giderken — ed.
28 Ocak: Dayanışma Kurulu — ed.
Şubat ayında 6. Filo İstanbul’a yeniden gelecektir. Gençlik de bunun haberini önceden alır. Ve eylem hazırlıkları daha Filo gelmeden başlar. Aralarında FKF, DÖB ve İTÜ ÖB’in de bulunduğu 22 gençlik örgütü 28 Ocak günü bir araya gelerek, yapılacak eylemleri organize etmek için bir “Dayanışma Kurulu” oluştururlar. Bu toplantıda eylemlerin organize edilmesi işi Harun Karadeniz’e verilir. Kurul, eylemlerin 6. Filo gelmeden başlatılması ve 6. Filo İstanbul’da bulunduğu sürece sürdürülerek büyük bir mitingle sona erdirilmesi kararı alır.348
İlk toplantıda alınan kararlar şunlardır:348
- Filonun gelişine kadar kamuoyu filoya karşı hazırlanacak.
- 6. Filo’yu halka anlatacak bildiriler yayınlanacak.
- Duvar gazeteleri ve bez panolar hazırlanacak.
- Devrimci Anadolu basınıyla ilişki kurulacak ve önceden yayın önerilecek.
- İstanbul’un çevre köy ve mahallelerinden merkeze yürüyüşler düzenlenecek.
- Yöresel cemiyetlerle ortak eylemler düzenlenecek.
- Anadolu’daki tüm devrimci örgütlere direniş çağrısı yapılacak.
6 Şubat: Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na telgraf — ed.
Eylemler, 6 Şubat günü Cumhurbaşkanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı’na telgraf çekilmesiyle başlatılır. Çekilen telgrafta şunlar yazılıdır: “Amerikan emperyalizminin bekçisi bu filoyu ve askerlerini kendi donanmamızdan ve Mehmetçiklerimizden daha fazla görmekten usandık. Soruşturması hala açılmayan Vedat ve Atalay’ın öldürülmesi olayının doğurucusu Amerikan askerlerini görmek istemiyoruz.”349
7 Şubat: İlk bildiri ve vali toplantısı — ed.
7 Şubat günü ise Vedat Demircioğlu’nun “komaya sokulup öldü sanılarak bırakıldığı” yer olan İTÜ-Gümüşsuyu binasının girişinde basın toplantısı düzenlenir ve ilk basın bildirisi yayınlanır.
7 Şubat 1969 tarihinde yayınlanan ilk basın bildirisi
“Halktan yana gençlik örgütleri olarak Amerikan 6. Filosu’nun gelişine karşı direneceğimizi açıklıyoruz. Halktan yana bütün gençleri de filonun gelişini protesto etmeye çağırıyoruz.
6. Filo, 54 tane ikili anlaşma ve 101 tane Amerikan üssünün bekçisidir ve halkımıza dost değil düşman bir kuvvettir.
6. Filo, düşük ücretlerle ağır şartlar altında çalıştırılan işçilerin değil, bu işçileri sömüren, bu işçileri ücret kölesi olarak çalıştıran sömürgen şirketlerin düzenini beklemektedir.
6. Filo, Keban’da 1400 işçiyi bir defada işten atan, işçinin kendi hakkını aramasına izin vermeyen sömürgen firmaların düzenini beklemektedir.
6. Filo Türkiye’de ağır sanayinin kurulmasını engelleyen ve montaj ile Türkiye’yi daha kolay sömürme ortamını hazırlayanların düzenini beklemektedir.
6. Filo tütün üreticilerinden tütünü 8 liraya alıp 80 liraya satanların düzenini beklemektedir.
6. Filo ülkenin çıkarlarını düşünmeye başlayan öğrencilerin, öğrenim dışı bırakılmasına çalışanların düzenini beklemektedir.
Kısaca 6. Filo bu çürümüş halk düşmanı düzenin bekçiliğini yapmaktadır. Daha değişik bir söyleyişle Türkiye’yi soyan emperyalizmin bekçiliğini yapmaktadır.
Emperyalizm Türkiye’deki çıkarlarını bir yandan filo bekçililiğinde sürdürürken, öte yandan daha iyi sömürme planlarını gerçekleştirme peşindedir. Bu amaçla elçi olarak Türkiye’ye Komer’i göndermiştir.
Halktan yana gençlik örgütleri olarak 6. Filo’nun gerçek yüzünü halka ileteceğiz. İnanıyoruz ki, bu filonun gerçek yüzünü gören halk, düşmanını içimizden atacaktır.
ÖB – İTÜ TB – İYTO TB – DGSA ÖD – İÜ Ec. Fak. Tal. Cem – İÜ Or. Fak. Tal. Cem. – İÜ Kim. Fak. Tal. Cem. – Elazığ İlerici Toplumcu Kalkınma Derneği – Konya Ereğlisi Kültür ve Tesanüt Cemiyeti – Anadoluhisarı Fikir Klübü – Diyarbakır Öğrenci Derneği – FKF – DÖB – İÜ Diş. Hek. Fak. Tal. Cem. – Sivas Devrimci Yük. Öğr. Derneği – Ordu İli Yük. Öğr. Ve Kalkınma Der. İst. Şubesi – Elazığ Fikir Kulübü – Kırklareli Lisesinden Yetişenler Cemiyeti”350
7 Şubat tarihinin bir diğer önemli olayı da İstanbul Valisi Vefa Poyraz’la yapılan toplantıdır. Demirel, 30 Ocak günü Milli Güvenlik Kurulu toplantısından ayrılırken, gazetecilerin sorularına cevaben, 6. Filo’nun gelişi nedeniyle “tedbire lüzum yok” dese de tedbirler alınmaktadır. Vali Poyraz’ın gençlik örgütlerinin temsilcilerini valiliğe çağırıp konuşması da bu tedbirlerin bir parçasıdır. Toplantıya sağcı ve solcu gençlik örgütlerinin temsilcileri çağrılıdır. Solcu gençlik örgütü temsilcileriyle “Dost ve müttefik bir devletin donanması şehrimize gelmiştir” diyerek kanun dışı eylemlere müsamaha edilmeyeceğini belirten bir konuşma yapar Vali Poyraz.351 Gergin geçen, uyarı ve gözdağı niteliğinde bir konuşmadır bu. Bugün gazetesi bu toplantıyı “Komünistler karışıklık çıkarmağa hazırlanıyor” başlığıyla manşetten verir.
8 Şubat: El konulan bildiriler — ed.
8 Şubat günü eylemliliklerle geçer. Bir grup öğrenci Dolmabahçe’ye inerek 6. Filo’ya karşı mücadele için and içerler. “Bu güç 6. Filo’nun karşısındadır. Bizi çiğnemeden İstanbul’da dilediklerince gezemezler” denilir. Üniversitelerde ise 6. Filo’ya karşı forumlar düzenlenir. Aynı gün, 20 bin adet iki ayrı bildiriye matbaadayken polis tarafından el konur ve bildirileri almaya gitmiş olan iki öğrenci gözaltına alınır. El koyulan bildirilerden birinin tam metni şöyledir:352
AMERİKAN GAVURUNA VE 6. FİLO’YA DİRENİYORUZ SEN DE KATIL
Türkiye Halkına
AMERİKAN 6. FİLO’SU GENE GELİYOR… 1969 YILI İÇİNDE 6 DEFA GELECEK HANİ KIBRIS’TAKİ KARDEŞLERİMİZE YARDIMA GİDEN TÜRK DONANMASININ YOLUNU KESEN BİR FİLO VARDI YA, İŞTE O FİLO GELİYOR.
Kıbrıs’ta kardeşlerimiz öldürüldüğü zaman KORE’de barış için değil de, Amerika’nın menfaatleri için çarpıştığını anlayan gazilerimiz KORE’de aldıkları madalyaları geri gönderdiklerinde. İşte o günlerde bize “BENİM VERDİĞİM SİLAHLARI SEN KENDİ İŞİNDE KULLANAMAZSIN” diyen Amerika’nın 6. Filosu’nun gemileri geliyor.
Bundan önce geçtiğimiz Temmuz ayında bir filo gelmişti. O zaman üniversite gençliği olarak bu filonun gerçek yüzünü ortaya koymak, bu filonun kimlerin menfaatlerini beklediğini ortaya koymak için filoyu protesto etmeye başladık.
Bizim bu Amerikan gavuruna karşı çıkmamız bu memleketi soyan Amerikalılarla bir olanların hoşuna gitmedi.
AMERİKAN FİLOSU’NUN HER GELİŞİNDE İSTANBUL’UN LÜKS OTELLERİ AMERİKAN GENELEVİ ŞEKLİNDE ÇALIŞIR. POLİSLER BU AMERİKALILARI YAKALAMIYOR DA BU AMERİKALILARA KARŞI ÇIKAN GENÇLERİ DÖVÜYORLAR.
Amerikan genelevleri gibi çalışan otellerde, arama bile yapmayan polis, bir gece Gümüşsuyu Öğrenci Yurdunu bastı. Öğrencileri copla dövdü, öldürdü. Polise böyle emir verilmişti.
Kardeşimiz VEDAT DEMİRCİOĞLU bu baskında polis dayağından öldü. Sonra Ankara’daki protesto olaylarında ATALAY SAVAŞ kardeşimiz öldü.
ARADAN BİR ZAMAN GEÇTİ. Amerikan Filosu’nun askerlerini rahatsız ediyorlar diye, öğrencileri döven polislerden bir kaçını bir Amerikalı vurdu. Üç polis, iki memur öldü. Birkaç polis de yaralandı. Bu olaylarda elinden vurulan bir polis, Amerikan askerlerini korumak için Dolmabahçe’de öğrencilere tabanca çeken polisti.
SONRA ARADAN BİR ZAMAN DAHA GEÇTİ. Tam 12 yıl Amerikan Casusluk Teşkilatında (CIA) çalışmış bir adamı Amerika Türkiye’ye elçi diye gönderdi. İşte bu adamın arabasını gençler Ankara’da yaktılar.
BÜTÜN BUNLAR NİYE OLUYOR? 6. FİLO NİYE ÜST ÜSTE GELİYOR? BU İŞTE KAR VAR DA ONUN İÇİN GELİYOR.
Amerikan şirketleri bizi soyuyor. Gaz yağını, benzini diledikleri fiyattan bize satan onların şirketleri. Arabaları, araba yedek parçalarını pahalı pahalı bize satan onlar. Bütün madenlerimizi ucuz ucuz alıp, götürerek bizi soyan onların şirketleri. Bu şirketler bir yılda 250.000.000 (ikiyüzelli milyon) lirayı patent hakkı ve kar olarak Türkiye’den dışarı çıkarıyor. Kısaca bütün milletimizi soyuyorlar.
İşte 6. Filo bu soyguncu ve vurguncu gavur şirketlerini bekliyor. Bu Amerikan gavuru neler yapmıyor ki: EFES OTELİNDE TÜRK BAYRAĞINI PASPAS OLARAK KULLANDILAR, YERLERİ SİLDİLER BAYRAĞIMIZLA. İNSAN HAKLARINDAN BAHSEDEN KENDİ BAŞKANLARINI BİLE VURUP ÖLDÜRÜYORLAR. TÜRKİYE’MİZİN 101 YERİNDE ASKERİ ÜSLER KURDULAR. BİZİM MİLLİ SAVUNMA BAKANIMIZI BİLE BU ÜSLERE SOKMUYORLAR. BAŞKANLARI, “AMERİKA’NIN SINIRLARI KARS’TAN BAŞLAR” (YANİ TÜRKİYE AMERİKA SINIRLARI İÇİNDEDİR) DİYOR.
DOST DİYE İÇİMİZE GİRDİ, SİNSİ SİNSİ BİZİ SOYUYOR.
VATANDAŞ… BU VATAN SİZİN. BU VATAN HEPİMİZİN. BU VATANI BU SİNSİ GAVURLARDAN KURTARMAK LAZIM. BUNUN İÇİN DİRENMELİYİZ. ANAYASANIN KANUNLARIN VATANDAŞLARA TANIDIĞI PROTESTO MİTİNGLERİ DÜZENLEYEREK, 6. FİLO’NUN BİR YILDA 6 DEFA GELİŞİNE DUR DEMEYENLERE PROTESTO TELGRAFLARI ÇEKEREK, BİLDİRİLER YAYINLAYARAK BU DİRENİŞE KATIL. YAPACAĞIN DİRENİŞTE GENÇLİĞİN SENİNLE DAİMA BERABERDİR.
BU VATANIN GERÇEK SAHİBİ BÜTÜN VATANDAŞLARA SELAM VE SAYGIMIZI İLETİRİZ.
9 Şubat: Valiliğin kapısına afiş — ed.
9 Şubat günü, bildirilere el konulmasını ve iki arkadaşlarının gözaltına alınmasını protesto eden gençler Vali Poyraz’a bir telgraf çekerler ve üzerinde “Vedat Demircioğlu’nu Unutmadık. 6. Filoyu İstemiyoruz” yazan büyük bir bez afişi Valiliğin giriş kapısının yanına asarlar.
10 Şubat: Filo geliyor, Taksim ve Harbiye’de protestolar — ed.
10 Şubat günü, 6. Filo İstanbul’a gelir ve Dolmabahçe-Kabataş açıklarına demir atar. Dayanışma Kurulu’nun almış olduğu karar gereğince İstanbul’un bir çok semtinde yazılamalar yapılmakta, afişler asılmakta, el ilanları yapıştırılmakta ve hummalı bir çalışma sürmektedir. Filonun geldiğini öğrenen binlerce öğrenci, İTÜ’de sabahın erken saatlerinden itibaren toplanmaya başlar. Öğlene doğru toplanan insanların sayısı gittikçe artar. Sayının artmasıyla beraber heyecan da yükselmiştir. Kitle yürüme kararı alır. Önce Taşkışla’ya oradan Taksim’e çıkılır. Taksim’deki Atatürk anıtına TMGT imzalı “Atam geldikleri gibi gitmişlerdi-Yine geldiler-Geldikleri gibi yine gidecekler” yazılı çelenk bırakılır. Oradan, “Ataya yapılan şikayetin orduya da duyurulması” için Harbiye’ye yürünür.353
Harbiye’ye yürünürken Hilton Oteli yakınlarındaki bir “Mobil” bayrağı indirilip yırtılır, “Türk-Amerikan Dış Ticaret Bankası” taşlanır. Harbiye önünde gençler “Milli Ordu”, “Ordu Gençlik Elele”, “Bağımsız Türkiye” sloganları atarlar. Öğrenciler, komutanlarla görüşme talep ederler ve bir heyet 1. Ordu Komutanı’yla görüşür. Komutan, öğrencilerden 6. Filo ve emperyalizme karşı sözler duyunca, öğrencileri, “Orduevi giriş kapısını derhal boşaltın. Ben görevli bir asker olarak size bunu söylüyorum. Hemen çekip gitmezseniz müdahale ederim” sözleriyle tersler. Kitle buradan geri dönerek dağılır.
11 Şubat: Beyazıt Kulesi’ne bayrak ve provokasyonlar — ed.
11 Şubat günü Kanlı Pazar’a giden yolda önemli duraklardan biri olacak bir gelişme yaşanır. 6. Filo, 1968 Temmuz’unda geldiğinde polis tarafından öldürülmüş olan ve bu nedenle, solcu gençlik için, 6. Filo’ya ve emperyalizme karşı mücadelede simgesel bir isim haline gelen Vedat Demircioğlu’nu anmak ve mücadele kararlılıklarını göstermek isteyen gençlik, İstanbul Üniversitesi’nde düzenledikleri forumun ardından yangın kulesine, üzerinde Vedat Demircioğlu’nun resmi olan kırmızı bir bayrak asarlar. Bir gün önce de İstanbul Üniversitesi’nin büyük giriş kapısına, üzerinde “6. Filo Defol! Vedat Demircioğlu’nu Unutmadık!” sözleri yazılı 4 metre eninde 6 metre boyunda bir bez pano asılmıştır.
Düzenlenen forumun ardından Beyazıt’tan Taksim’e yürünür. Taksim’de polis müdahale eder. Polisin saldırısı sonucu 50’den fazla öğrenci yaralanır, 68 öğrenci tutuklanır.
Bugün gazetesi, yangın kulesine çekilen bayrağı, oldukça farklı bir şekilde yansıtır. Bugün‘ün bir gün sonraki manşeti, ilk sayfanın tamamını kapsayacak şekildedir: “Beyazıt Kulesine Kızıl Bayrak Asıldı”. Bugün‘ün bu haberini, sağcı kişi ve kuruluşların “Beyazıt Kulesine çekilen kızıl bayrağa karşı” protesto açıklamaları izler.354
İÜ Rektörü Prof. Ekrem Şeref Egeli:
İstanbul’un yalnız Türk Bayrağı’nın asılması için iki büyük abidesi vardır. Ne maksatla olursa olsun Türk Bayrağı’nın yerine hiçbir bayrağın asılmayacağı düşüncesi, bir şeyi de anma ve değerlendirme gerekçesi dahi olsa asla kabul edilemez. Türk Bayrağı’nın kırmızı rengi, gelmiş ve gelecek bütün memleket şehitlerinin mübarek kanlarını temsil ettiği için bayrağın kendisi, büyük şehitlerin sembolü olarak kabul edilmesi gerekir.
Türk-iş 1. Bölge Temsilcisi Nejat Karacagil:
Biz Türk gençliğinin elinde Atatürk’ün kendilerine emanet ettiği ay yıldızlı Türk Bayrağı’nı görmek isteriz. Kızıl bayrak nereye çekilirse çekilsin, kimin elinde olursa olsun, milliyetçi Türk işçileri olarak bu hareketin karşısındayız.
Türkiye Birleşik Gıda İşçileri Sendikası Genel Başkanı Ahmet Muşlu:
Türkiyemiz için bir komünist tehlikesinin mevcudiyetine inanmayan gafiller, böylesi açık ve alçak bir hareketi de artık yoruma tabi tutmazlar. Taraflar artık belli olmuştur. Türk işçisi şüphesiz vatanseverlerin safında bu satılmışlarla da mücadeleye kararlıdır.
TMTF Genel Başkanı Ekrem Özer:
Türk Bayrağı’nı indirerek yerine şekil ve renk bakımından düşman bir milletin bayrağına benzeyen bir bez parçasının asılmış olmasının nefretle karşılıyoruz. Bu durum karşısında milletin öz çocuklarının üzülmekten de öte davranışlarının olacağını belirtmek isterim.
TKMD İcra Konseyi Başkanı İlhan Egemen Darendelioğlu:
Dün İstanbul’un en yüksek kulesine kızıl bayrak çekilmesi, hiç kimsenin şüphesi olmasın ki, Türkiyemizi kızıl karanlıklara gömmek isteyen zihniyetin suratlarındaki maskeyi düşürmüştür. Artık millet olarak şeref ve haysiyetlerimizin korunması için bu kaba ve kızıl zihniyete dur demenin zamanı çoktan gelmiştir. Vatanperver halkımızın güvenlik kuvvetleri yanında vatana sahip çıkmasının ispatı elbette gecikmeyecektir.
Bugün gazetesinin ve sağcı kuruluşların, “kuleye kızıl bayrak çekildi” şeklinde değerlendirdiği olayı, Harun Karadeniz ise şu şekilde anlatıyor:355
11 Şubat tarihinde İstanbul Üniversitesinde forum yapıldı, yangın kulesine Vedat Demircioğlu bayrağı çekildi (…) Hukuk Fakültesinde yapılan toplantıdan sonra tarafımızdan hazırlattırılmış olan Vedat Demircioğlu bayrağı birkaç arkadaş tarafından kulenin tepesine çekildi. Filonun bir önceki gelişinde Vedat’ı kaybetmiştik. Vedat bizim için hem ilk şehidimiz, hem de filoya karşı direnişte öldürüldüğü için gerçekten bir bayraktı. Bütün konuşmalarımızda, bütün bildirilerimizde ve bütün bez afişlerimizde Vedat vardı. Nitekim İstanbul vilayetinin kapısına astırdığımız büyük bez afişte de, İstanbul Üniversitesi dış kapısına astığımız afişte de “Vedat Demircioğlu’nu Unutmadık”, “6. FİLO DEFOL” yazılıydı. Vedat Demircioğlu bayrağının Beyazıt kulesine çekilmesini biz planladık ve bayrağı biz hazırlattık. Bu eylem, bize gelen elliye yakın öneriden biriydi. İstediğimiz an uygulanabilecek olan ve saklı tuttuğumuz bir eylemdi. Evet üzerinde Vedat’ın resmi bulunan bayrağı biz hazırlattık ve birkaç arkadaş 11 Şubat günü kuleye isteğimiz üstüne çekti. Tüm sağcı basının bu bayrağa ‘Kızıl Bayrak’ diyeceğini düşünmemiştik. Esasen bu basın, biz ne yapsak aleyhimize yazacağı için bizce çok önemli değildi.
Karadeniz, “bizce çok önemli değildi” dese de Bugün başta olmak üzere sağcı basın bu olayı, Kanlı Pazar’a giden yola döşediği önemli bir taş haline getirir. Olay açıkça çarpıtılmıştır. Bugün gazetesi de bu konudaki haberleri ve daha sonraki günlerde verdiği bu tarz haberlerle, Kanlı Pazar’ın kışkırtıcıları arasında önemli bir yer edinir kendine.
12 Şubat: Yürüyüşler — ed.
12 Şubat günü İstanbul Üniversitesi bahçesinde toplanan öğrenciler DÖB’lülerin öncülüğünde önce Adliye’ye yürürler, ardından, 6. Filo henüz İstanbul limanına girmeden helikopterle filoya giderek “hoş geldiniz” demiş olan Belediye Başkanı Fahri Atabey’i protesto için Belediye önüne giderler. Buradan Taksim’e yürümek isterlerse de Unkapanı köprüsünde önleri kesilir.
13 Şubat: Bildiriler — ed.
13 Şubat günü ise basına ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün açıklamaları yansır: “Amerikan Konsolosluğu Altıncı Filo’ya bağlı gemilerin ziyaretinin başarılı olduğu görüşündedir. Amerikalılar Türk makamlarından mükemmel bir işbirliği görmüşlerdir.”
Amerika, “mükemmel işbirliği gördüklerini” açıklarken aynı gün Bugün‘ün manşeti “Milletin Sabrı Tükenmek Üzeredir” şeklindedir. MTTB ve Komünizmle Mücadele Dernekleri de Bugün‘ün manşetiyle aynı içerikte bildiriler yayınlarlar.
Müslüman Türk Gençliği imzalı bildiri356
AZİZ TÜRK MİLLETİ
Amerikan 6. Filosunun İstanbul’a gelmesini vesile bilerek harekete geçen komünist sergerdeler son günlerde miting, yürüyüş gibi bahanelerle huzurumuzu bozup proletarya ihtilali gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Bu militanların kuzeyden emir aldıklarından şüphen olmasın.
Bu gerilla taslakları malum merkezlerin himayesinde, gönderlerden Türk bayrağını indirip yerine kızıl bayrak çekecek kadar ileri gittiler.
Dinsizliği ve solculuğu ile öteden beri tanıdığın gazeteler ise Beyazıt kulesine çekilen bayrağın kızıl değil kırmızı bayrak olduğunu yazacak kadar bayağılaştılar. Bu arada üniversitede yuvalanan kara cübbeli muhbirler ise gözleri önünde kızıl bayrağı görmezlikten geldiler.
Aziz milletim vatanın bu durumuna sen kayıtsız kalamaz günlük işlerinle meşgul olamazsın.
Milli ve manevi değerlerine saygılı Türk gençliği olarak uyarma vazifemizi yapıyoruz. Sen bu memleketin sahipsiz olmadığını ispata muktedirsin.
SAHİPSİZ OLAN VATANIN BATMASI HAKTIR. SEN SAHİP OLURSAN BU VATAN BATMAYACAKTIR.
Müslüman Türk Gençliğiİstanbul Komünizmle Mücadele Derneği Üyeleri imzalı bildiri357
Kim bunlar? Kim bu uzun saçlı hırpani kılıklılar? Kim ki bunlar, Türk polisine satılmış, Türk ordusuna milli olmayan ordu demek cüretini gösteriyorlar. Kim bu ağızları içki kokan sarhoşlar?
Kim ki bunlar, üniversiteleri işgal etmek cüretini gösteriyorlar? Kim bunlar?
Kim ki bunlar, senin reyinle iş başına gelenlere Morisson Süleyman, cani uşak diyebiliyorlar. Kim bunlar? Kim ki bunlar, sokaklarda her türlü haksızlığı cüret edip kızıl Çinlilerin elbiseleriyle boy gösteriyorlar? Kim bunlar?
Kim ki bunlar: büyük Fatihin kurduğu İstanbul Üniversitesi bahçesindeki kuleye kızıl bayrak çekebiliyorlar. Kim bunlar?
Kim ki bunlar, seni mukaddes tanıdığın bütün mefhumlara küfür edebiliyorlar? Kim bunlar?
Kim ki bunlar, Pazar günü yanlarındaki fahişelerin çantalarında taşıdıkları bombalarla senin polisine senin askerine saldırıyorlar. Söyle kardeşim kim bunlar? Kim bu sefiller?
Kim bu …………. lar ki halkı tahrik edip, sopa yiyince yahudiler (sic) gibi ortalığı velveleye verip kendine acındırmak istiyorlar.
Bu ruh sefilliğine ancak tükürülür. Bir Türk böyle alçalmaz, öyleyse bunlar ne idüğü belirsizler Türk olamazlar.
Kardeşler bu sefiller ellerindeki gazetelerle seni uyutmaya, sindirmeye ve böylece komünist ihtilal hazırlığı yapmaya çalışıyorlar. Kanma, korkma, inanma.
İSTANBUL KOMÜNİZMLE MÜCADELE DERNEĞİ ÜYELERİSolcu gençlik ise 13 Şubat günü İstanbul, Ankara ve İzmir’de yürüyüşler ve eylemler gerçekleştirir. İstanbul’da yürüyenler “kız öğrenciler”dir. Çemberlitaş Kız Öğrenci Yurdu düzenler yürüyüşü. Dışarıdan, halktan kadınların da katıldığı yürüyüş Beyazıt’tan Sultanahmet’e kadar sürer. Pankart olarak, 5 metreye 7 metre siyah bir bez taşırlar. Bu siyah bezin üzerine, ay yıldız beyaz olarak işlenmiş ve “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” yazılmıştır. Diğer pankartlardan bazılarında da şu yazılar vardır: “Türk Kadını Onurunu Koruyacaktır”, “Türk Kadınını 6. Filo’ya Bir Eşya Gibi Sunan İktidarı İstemiyoruz”, “Türkiye 6. Filo’nun Genelevi Değildir”, “Demirel Ya İstifa Ya Sehpa”, “Yeni Fatmalar Geliyor, Yeni Halide Edip’ler Geliyor”, “Bağımsız Türkiye”, “Amerikalı İt Evine Git”.
Ankara’da yapılan gösteride 39 öğrenci gözaltına alınır. Ayrıca iki Amerikalı generalin arabaları tahrip edilir. İzmir’de ise 9 öğrenci 6. Filo gidene kadar “Açlık ve Konuşmama Grevi”ne başlar.
14 Şubat tarihli Bugün gazetesindeki bir habere göre ise Konya’da da “Konya Yüksek Tahsil Gençliği” imzalı bir bildiri ile Konyalıları 6. Filo’yu protestoya çağıran kişiler, “komünist ve TİP’li oldukları öğrenilince” linç edilmek istenir.
Bu arada 22 gençlik örgütünün bir araya gelmesiyle oluşmuş olan 6. Filo karşıtı birlik, yeni katılımlarla 76 örgütü kapsar hale gelmiştir. Bu örgütler 16 Şubat günü yapmayı planladıkları miting için 13 Şubat günü “Türk Halkına Çağrımızdır” başlıklı bir bildiri yayınlarlar.
Miting tertip komitesinin 13.2.1969 tarihli bildirisi358
TÜRK HALKINA ÇAĞRIMIZDIR;
Biz, İstanbul ve çevresinde birbirimizle irtibat kurabilen sanayi işçileri, bütün Türk işçilerinin de bizim gibi düşündüklerine inanarak, şu hususu belirtmek isteriz ki, sadece çalışmak, yani mal üretmek, ne kendimizin ne de memleketimizin kalkınmasına yetmemektedir.
Bizim ürettiklerimizi biz satın alamıyoruz. Ürettiklerimizle zengin olanlar bu zenginliklerini bize karşı kullanıyorlar. Yarattıklarımız bizi köleleştiriyor. Sebep: SÖMÜRÜ DÜZENİ.
Sömürü düzenini sürdürenler, emperyalist Amerikan gavurlarıyla işbirliği ettiler. Halkımıza karşı anlaştılar. Ürettiklerimizi pay ettiler. Bu gidiş sürsün diye ülkemizin siyasetini Amerika’nınki ile birleştirdiler. Bunun sonucunda, Anadolu topraklarını kalkan yaparak muhtemel bir atom bombasına hedef ettiler.
AMERİKA NEREDE DİYORLAR: Çalıştığımız petrolde, sarı sendikalarımızda, içilen gazozda… Bombaladığımız Singer’de, kurşunlandığımız ve binlercemizin işinden atıldığı Keban’da, 35 milyon metrekarelik vatan toprağımızda.
Şimdi de 6. Filo denilen, Akdeniz’de Araplara karşı İsrail istilacılarını destekleyen Kıbrıs sularında Mehmetçiği durduran, donanmalarını limanlarımıza sokup, bizi güya ziyaret ediyorlar… Sebebi, sömürüye karşı direncimizi kırmak, yerli ortaklarına güç vermek.
İşte komutanlarının açık beyanı: “BİZ AMERİKA’NIN ORTA DOĞU’DAKİ MENFAATLERİNİ KORUYORUZ.”
Bu Amerikan gavurları içimizden çekip gitmeden, milletçe adam olamayız. Dünyanın bütün ezilen halklarının acıları, bu dünyanın zorbaları yüzündendir.
Yıl 1918 İstanbul limanında emperyalist savaş gemileri ve Sultanahmet meydanında Kurtuluş Mitingi. Yıl 1969 İstanbul limanında Amerikan 6. Filosu ve emperyalizme karşı yürüyüşümüz ve de: “6. FİLO’YA GELMEYİN DİYEMEYİZ” diyebilen yöneticilerimiz.
Artık bunları biliyoruz. Kandırıldık. Kanmayacağız. Direneceğiz.
Dünyanın ilk kurtuluş savaşını zafere götüren Türk halkı, geri dönmemek üzere bir kere daha kesin görevini yapacaktır.
İşte bunun için biz işçiler, Amerikan gavuruna karşı direnen öğrenci kardeşlerimize EVET diyoruz. Bu uğurda verilen iki şehit kardeşimizin acı kinlerini içimizde taşıyoruz.
Aşağıda programını sunduğumuz “EMPERYALİZME VE SÖMÜRÜYE KARŞI İŞÇİ YÜRÜYÜŞÜMÜZ”le Kurtuluş Savaşına resmen girdiğimizi ilan ediyoruz. Bu hareketimizi destekleyen partileri, milletvekillerin, senatörleri, sendikaları, öğrencileri, dernekleri, basını ve bütün YURTSEVERLERİ bu yürüyüşümüze katılmaya çağırıyoruz.
EZİLEN HALKLAR EZENLERİ BİRGÜN MUTLAKA YOK EDECEKTİR.
PROGRAM: 16 Şubat 1969 Pazar günü saat 14.00’da Beyazıt meydanında toplanarak Taksim’e yürünecektir.
NOT: Bu yürüyüşümüz, Pendik Dörtyol’dan başlamak üzere kararlaştırılmıştı. Fakat her haklı isteğimizde olduğu gibi bu sefer de, kanunları bize karşı yorumlayarak engellediler.
TERTİP KOMİTESİ ADINA YAVUZ ÜNAL14 Şubat: Bayrağa Saygı Mitingi — ed.
Bir yanda “emperyalizme ve sömürüye karşı kurtuluş savaşına girdiklerini” resmen ilan eden solcu kuruluşlar, diğer yanda ise “güvenlik kuvvetlerinin yanında vatana sahip çıktıklarını ispat edeceklerini” açıklayan sağcı kuruluşlar vardır ve tansiyon giderek yükselmekte, yükseltilmektedir.
14 Şubat gününe damgasını vuran eylem, MTTB’nin Beyazıt’ta düzenlediği “Bayrağa Saygı Mitingi” olur. Mitingin gerekçesi “Kızıllar’ın Beyazıt kulesine kızıl bayrak çekme saygısızlığını göstermesidir.” Bu “saygısızlığa” karşı, “Bayrağa Saygı Mitingi” düzenlenir. Miting günü, Bugün gazetesi “Kızıl Bayrak Asanlara Son İhtar” manşetiyle, “Müslüman İstanbul Halkı! Kızıllara gereken cevabı vermek için bugün saat 14’de Beyazıt Meydanına gel” çağrısı yapar.
MTTB’nin miting için hazırlamış olduğu “tebliğ”de şunlar yazmaktadır:359
MTTB’nin miting tebliği
BÜYÜK TÜRK MİLLETİ
Senin çok saf ve asil müsamahandan istifade eden anarşist solcuların, günlerden beri devam eden nümayiş ve mitingleri bitmedi. Hala devam ediyor. Hatta bu bir avuç Moskof uşağı rengini kanımızdan alan şanlı TÜRK BAYRAĞINA hakaret ve saygısızlık etmek cüretini göstermişlerdir. Senelerden beri Türk Bayrağının dalgalandığı Beyazıt Kulesine bir komünist sergerdenin resmini havi [ihtiva eden] bir kızıl paçavra asıldı.
Bu vatan hainleri orak çekiçli kızıl bayrağı asmaya hazırlanıyorlar. Bu millet aleyhtarı uşakların ihaneti nereye kadar gidecek? Eğer sen müsamahaya devam edersen Türkiye komünist oluncaya kadar. Fakat sen bu Moskof ajanı komünist militanların halka halka bu milletin başına örmeye çalıştıkları ihanet zincirini paramparça etmeye muktedirsin. Kuvvetin menbaı olduğunu unutma.
Vatansever esnaf, sanatkar, işçi, köylü, talebe, memur ve genç bütün milletimize sesleniyoruz. Milletin şeref ve haysiyetini bizzat koruma zamanı gelmiştir. Bizler milleti huzursuz eden ve Türkiye’yi komünizm esaretine sürüklemeye çalışan bu anarşist solcuların sokak ve meydan hareketine bir son vermek üzere azimli ve kararlıyız.
Bildirinin son iki cümlesi oldukça açıktır. “Zaman gelmiştir” denmektedir. Neyin zamanı? İşte bu da 16 Şubat’ta görülecektir.
Mitingde yapılan konuşmalar da oldukça açıktır: MTTB Başkanı İsmail Kahraman ise konuşmasına “İstanbul’un genelev haline geldiğini söyleyenler, karılarına sahip olsunlar. Biz buraya tarihi kararlar almak için toplandık” sözleriyle başlar.360 Konuşmalar şu minvalde devam eder:
“Milli bütünlüğümüzü bozmaya çalışan ve çeşitli sebeplerle yurdumuzu bir Vietnam haline getirmek isteyen anarşistlere fırsat verme. Namusunu, şerefini ve haysiyetini korumasını bil.
Karşımıza kim çıkarsa çıksın, ezeceğiz ve tepeleyeceğiz. Artık hiç kimseyse de ihtar yapmayacağız. Anarşi çıkaranlara fiili mukavemette bulunmamızın zamanı gelmiştir, hatta geçmektedir. Karşımıza çıkanlar, kara cübbeli ilim yobazları dahi olsalar tepeleyeceğiz, mini etekli fahişelerin giriştikleri yürüyüşlere göz açtırmayacağız. Fikre karşı fikir, yumruğa karşı yumruk zamanının geldiğini iyice bilmeliyiz. İmanlı yumruğumuz, Allahsız komünistlerin beyninde patlayacaktır.”361
Mitingde taşınan dövizlerde ise şunlar yazılıdır: “Ya Tam Susturacağız Ya Kan Kusturacağız”, “Tek Yol İslam”, “Müslüman Büyük Türkiye”, “Türkoğlu Moskofla Devamlı Elli Yıl Savaşan Milletin Evladıdır”.
Bugün‘ün haberine göre “Türk Bayrağına Saygı – Kızıl Bayrak Asanlara Son İhtar” mitingine 20 binden fazla insan katılmış ve “20 Talebe Derneği ile 7 Sendika, 14 Türkiye Komünizmle Mücadele Derneği şubesi ve 20 muhtelif teşekkül” destek vermiştir.
Cumhuriyet gazetesinde ise mitinge dair başka ayrıntılar var. Cumhuriyet‘ten aktaralım mitingi:
“Türkiye Milli Talebe Birliği, Komünizmle Mücadele Derneği ve diğer bazı kuruluşların düzenlediği dünkü ‘Bayrağa Saygı Mitingi’nde Anayasa’nın değiştirilmesi istenmiştir. Çoğunluğu yaşlı, 5-6 bin kişinin katıldığı mitingde, 6. Filo’nun ziyaretiyle ilgili olarak Beyazıt Kulesine çekilen bayrağın Komünistlerin bir hareket işareti olduğu da ileri sürülmüştür.
Beyazıt Kulesine Türk Bayrağı çeken ve yine kulede bir kırmızı bayrak yakan mitingciler uzun süre Üniversite içinde ‘Komünistlere ölüm’ diye bağırarak tezahürat yapmış, 6. Filo aleyhindeki afişleri yırtmış, camları kırmışlardır. Tekbirli şiirlerin de okunduğu toplantıda; ayrıca, Komünistlere karşı savaş açıldığı ilan edilmiş ve halk, yarın yapılacak 6. Filo aleyhindeki mitinge, ‘Komünistlere gereken ders verilmek üzere’, davet edilmiştir.”362
Aynı “davet”i, 14 Şubat tarihli Bugün‘de, köşesinden Mehmet Şevket Eygi de yapmıştır: “Namaza Davet” başlıklı yazısında şunları söylemektedir Eygi:363
Mehmet Şevket Eygi — “Namaza Davet”, 14 Şubat 1969 Bugün
“(…) Cihad yapmalı. Malıyla, canıyla, ilmiyle, diliyle, her şeyiyle, Allah için, Din için, Kur’an için Resul (S. A.) için savaşmalı. Mücadeleci bir Müslüman olmalı. (…)
Önümüzdeki 16 Şubat Pazar günü büyük bir cemaat halinde sabah namazı kılmak üzere, bütün mü’min kardeşlerimi BEYAZIT CAMİ-İ şerifinde toplanmağa davet ediyorum. Cemaat ne kadar kalabalık olur, saflar ne kadar sık ve düzgün olursa o kadar iyi olur.
(…) Müslüman kardeşlerim! Bütün alem-i İslam Türkiye’ye bakıyor. Türkiye’de küfür yıkılmalıdır. Türkiye’de komünizm, masonluk, Siyonizm ve deccalizm yıkılmalıdır.
Aziz kardeşlerim! Namaza koşunuz, cemaate koşunuz. Allahın selamı, rahmeti, inayet ve keremi cümle Müslümanların üzerinde olsun.
Unutmayınız. Yayınız, ulaştırınız. 16 Şubat Pazar günü, gün doğmadan Beyazıt camiinde toplanınız.
(NOT: Dikkatli olalım. Tahrikler yapılabilir. Kapılmayalım. Sadece namaz, o kadar. Kafirler bizim cemaatimizi görünce hapı yutarlar zaten. Metodumuz adem-i şiddettir.)“
Yazısının sonunda, “tahriklere kapılmayalım”, “metodumuz şiddetsizliktir” dese de günler öncesinden yapılacağı bilinen bir miting yerine karşıt görüşlü insanları “cihad” çağrısıyla toplamanın, mitingden bir gün önce sahibi olduğu gazetede, “Kızılları Boğmanın Vakti Geldi” manşeti attırmanın anlamı açıktır. 16 Şubat tarihli yazısında ise bütün çekincelerini bir yana bırakacak ve “Cihada hazır olunuz” başlığıyla silahlanma ve “Komünistler ve ONLARI DESTEKLEYEN HAİN ŞAHIS VE MÜESSESELER”i kahr etme çağrısı yapacaktır.
14 Şubat tarihinde Beyazıt’ta MTTB’nin mitingi sürerken, “solcu” gençler ise Yıldız Teknik’te toplanırlar. Konuşmalar yapılır. Okulun önündeki bayrak direklerine 5 metreye 7 metrelik dev bir afiş asılır. Ortasında, sol yumruğu havada “defol” diye haykıran bir gencin yer aldığı dev bir Amerikan bayrağıdır bu afiş.
15 Şubat: “Kızılları boğmanın vakti” — ed.
15 Şubat Cumartesi günü “Kızılları Boğmanın Vakti Geldi” manşetiyle çıkar Bugün gazetesi. Bu manşete uygun gelişmeler yaşanır o gün. İzmir’de yapılan 6. Filo’yu protesto mitingine “sağcılar” saldırır, 23 kişi yaralanır. Trabzon’da da 6. Filo’yu protesto edenlere saldırı düzenlenir ve 20 kişi yaralanır. Ankara’da ise polisle gençler arasında çatışma çıkar ve 16 genç gözaltına alınır.
15 Şubat günü yaşanan bir başka önemli gelişme de ABD Büyükelçisi Komer’in Adana’da yaptığı açıklama ve buna cevaben yapılan açıklamalardır.364
ABD Büyükelçisi Komer:
“Ben de sizler gibi bu olaylardaki gerçeği öğrenmeye çalışıyorum. Bu konuda çeşitli ve birbirinize zıt görüşler ortaya atılmaktadır. Bir yandan Amerikan filosunu protesto eden kuruluşların sayısının 22 olduğu ifade edilirken, diğer yandan bu kuruluşların bütün öğrencilerin ancak yüzde üçünü temsil edebilecek güçte oldukları haber verilmektedir. Bu bakımdan protesto hareketlerinin ne dereceye kadar Türk kamuoyunu temsil ettiğini öğrenmeye çalışıyorum.”
TMGT Genel Başkanı Kolcuoğlu, 380 bin üyeli çeşitli örgütlerin üst kuruluşu olarak, bu açıklamaya cevaben bir açıklama yapar:
TMGT Genel Başkanı Kolcuoğlu:
Asıl yüzde üçü teşkil edenler Amerikan aleyhtarı protestolara katılmayan, Amerikan emperyalizmini destekleyenlerdir. Komer’in sözünü ettiği 22 kuruluş, Türk yüksek öğrenim gençliğinin hemen hemen tümüdür. Azınlıkta kalanlar Amerika’ya karşı seslerini çıkarmayanlardır. ABD’nin büyükelçisi bay Komer’in, yaptığı basın toplantısında adeta Türkiye’den sorumlu bir bakan veya başbakan gibi konuşması, gerçekte Amerika’nın Türkiye ile olan ilişkilerinin açık bir kanıtıdır.
16 Şubat 1969 Pazar Günü
Sabah: Dolmabahçe ve Beyazıt — ed.
16 Şubat günü, ilk olarak, saat 10 civarında Dolmabahçe Camii çevresinde bir grup birikmeye başlar. Karadeniz bu kitleyi şöyle anlatmaktadır:365
16 Şubat 1969 günü ilk haber Dolmabahçe Camiinden geldi. Kalabalık bir grup cami çevresinde toplanmış namaz kılıyordu. Saat 10 sularında durumu bizzat görmeye gittim. Topluluğun çoğunluğu sakallı bereli kimselerdi. Bize saldıracak olan bunlardı. Şehrin yabancısıydılar, garip bir sessizlik içinde ve merakla çevrelerini seyrediyorlardı.”
17 Şubat 1969 günü Milliyet gazetesinde, Dolmabahçe Camiinin avlusunda toplanan kalabalığın 6. Filo’ya karşı kıldığı namazın fotoğrafı yayınlanır.
Eygi ve Bugün gazetesinin çağrısına uyarak Beyazıt Camiinde de sabah namazı için binlerce kişi toplanmıştır. (Bugün gazetesinin bir gün sonraki haberinde toplananların sayısı 15 bin olarak verilmektedir)
Yürüyüş başlamadan önce — ed.
Mitingin katılımcıları da saat 14’e doğru Beyazıt’ta toplanmaya başlar. Yürüyüş başlamadan önce Devrim İçin Hareket Tiyatrosu,366 Vietnam’ın işgali ve kurtuluş savaşına ilişkin bir oyun sahneler. Bu oyun sırasında çekilen fotoğraflarda görülen tüfekler, dezenformasyonun konusu olacak ve fotoğraflar “Kanlı Pazar yürüyüşü Beyazıt Meydanından işte böyle ellerde silah ve sopalı olarak başlamıştı.”, “Yürüyüş anında kafalarda korku yaratmak için zaman zaman ellerindeki silahlar havaya kalkıyordu” yazılarıyla beraber sunulacaktır.367
Dönemin sağcı gençliği içerisinde yer alan ve Kanlı Pazar’a katılmış olan Ahmet B. Karabacak da, Beyazıt’ta toplanan gençliği, “elleri tabancalı, tüfekli beş bine yakın [bir] grup” olarak nitelendiriyor ve kitlenin oraya gidiş nedenini “Taksim’de komünizmi tel’in etmek için toplanan her kesimden sağcılara saldırmak için, oraya doğru yürüyüşe geçtiler.” diye anlatıyor. Oysa miting Taksim’de düzenleneceği için kitle oraya yürümektedir ve “Taksim’de komünizmi tel’in için toplanan her kesimden sağcılar”, mitinge müdahale için oraya toplanmıştır.
Yürüyüş — ed.
Yürüyüşe geçildiğinde sayı 25–30 bin civarındadır. En önde “Emperyalizme ve Sömürüye Karşı İşçi Yürüyüşü” pankartı vardır. Bu pankart haricinde taşınan pankart ve dövizlerde yer alan yazıların bazıları şunlardır: “Kahrolsun Amerika”, “6. Filo Defol”, “Rezil Coni Bir Daha Gelme”, “Sükanın Polisine Hayır”, “Amerikalı İt Evine Git”, “Geldikleri Gibi Gidecekler”, “Amerikan Ayısı Morrisonun Dayısı”, “Amerikan Emperyalistini Kovalım Sosyalist Türkiye’yi Kuralım”, “İşçi Gençlik Halk Köylü Elele”, “Halka Dönük Eğitim”, “Halk Ordusu İşçi Üniversitesi Kuracağız”, “Emekçiler Tek Kurtuluş Yolu Devrim ve Sosyalizm”, “Fabrika İşçinin Toprak Köylünün”. Bu pankart ve dövizlerin yanı sıra birçok yürüyüşçünün elinde Vedat Demircioğlu’nun resmi vardır. Yürüyüşle beraber katılım artacak ve sayı 40 bine kadar çıkacaktır. Kitle Sirkeci, Karaköy, Tophane, Kabataş, Dolmabahçe istikametini takip ederek Taksim’e doğru ilerler. Teknik Üniversite önüne varıldığında Vedat Demircioğlu anısına saygı duruşunda bulunulur.
Mitinge katılanların yürüyüşü sırasında Taksim meydanında da kalabalık bir kitle toplanmıştır. Darendelioğlu, bu kitlenin niyetini şöyle açıklıyor:368
“Solcu göstericiler Sirkeci-Karaköy-Dolmabahçe yolunu takip ederek ve çeşitli sloganlar söyleyerek Taksim’e doğru ilerlerken, Taksim meydanında da, ‘Bir ihtilal provası’nı yapmakta olan bu topluluğu merakla seyretmek, gerçekten taşkınlık çıkarırlarsa veya güvenlik kuvvetlerine karşı gelirlerse müdahale etmek için büyük bir kalabalık toplanmıştı.”
Harun Karadeniz de, yürüyüş boyunca Taksim’den, mitinge saldırılacağına dair haberler geldiğini belirtir:369
Taksim’den gelen haberler iyi değildi. Aralarında benim de bulunduğum beş kişinin fotoğrafları dağıtılıyor ve ‘Bunları gördüğünüz yerde öldüreceksiniz’ deniliyormuş.
Yine yürüyüş boyunca gelen haberlere göre: Taksim parkında üç araba oradaki gerici topluluğuna sopa ve silah dağıtıyormuş. O zaman verilen bilgiye göre bu üç araba şunlardı: ’34 HV 189′, ’34 DD 363′ ve ’34 FR 054′ plakalı Opel araba idi.
Bu arabalardan dağıtılan silah ve diğer dövüş malzemesine polisin aldırmadığı ve bazı sivil polislerin bu dağıtımda görev aldıkları orada bulunan arkadaşlar tarafından bize anlatılacaktı.
Taksim’de beklenenler — ed.
Bundan sonra yaşananları Karabacak’tan dinleyelim:370
Biz, iki arkadaş, Beyazıt’taki, Küllük adlı çay bahçesinden onları seyrediyorduk. Yanımda merhum Yücel Yedidağ vardı. Bana, Unkapanı yolu ile Taksim’e gitmemizi teklif etti. Ben, devlet eğer devletse, birbirine bu kadar kızgın iki topluluğu birbirleriyle temas ettirmeyeceklerini, en fazla solcuların gidiş istikametinde olan Galata köprüsünü kapatarak, onların karşıya geçmelerini önleyeceğini söyledim.
Yücel ısrar etti. Beraberce yürüyerek Taksim’e çıktık. Taksim meydanında, her renkten sağcı toplanmış, komünistleri bekliyorlar, ülkücüler her zaman olduğu gibi en ön safta, kalabalığı organize etmeğe çalışıyorlardı. Ben, ne olursa olsun, komünistlerin oraya bırakılmayacağına hala inanıyordum.
Olay günü Taksim Alanı’nda görevli olan iki emekli subay da köprünün açılmayacağına inandıklarını, Vali’ye bu talebin iletildiğini söylüyorlar:371
Olay çıkacağı belli olmuştu. Galata Köprüsü açılırsa öğrenciler gelemez, olay önlenir diye düşünüldü. Ama Vali, köprünün açılmasına ‘Anayasa’ya aykırı’ diye karşı çıktı. Polis aralıklıydı, önleyecek durumda değildi. Yer yer laubali bir tavrı vardı polisin. Kesici, vurucu sopalar vardı. O arada 21 numaralı telsizdeki adam ‘Vali Bey olay olacak’ dedi. Vali ‘Böyle şeyler telefonla konuşulur’ dedi. Adam bunun üzerine telefona gitti, döndüğünde yüzü düşmüştü.
Vali’nin “böyle şeyler telefonla konuşulur” sözünün ardından, telefonda ne konuşulduğunu bilmeye imkân yok. Ancak bu konuşulanların, ne köprünün açılmasına ne de alanda tedbir alınmasına dair olmadığı açık. Çünkü bu ikisi de yapılmamıştır. İki kitlenin karşı karşı getirilmeyeceğini düşünen Karabacak yanılmıştır:
Saldırı — ed.
Fakat benim düşündüğüm gibi olmadı. Biz Taksim parkında, yüksekçe bir yerdeydik. Birden komünistler, bağıra çağıra, çevresi sağcılarla çevrilmiş, ortada bir sıra polis olan meydana girmeğe başladılar.
Meydanın çevresindeki polisler bir anda kayboldu. Biz, Yücel’le beraber, komünistlere doğru koşmağa başladık. Elimizde, oradaki ağaçlardan kopardığımız birer sopa vardı.372
Gazetede bu resmin altında şu yazı yer almaktadır: “Daha önce yaptıkları hazırlıkla mitingçi gençleri bekleyen sağcı grup, gençlerin Taksim Meydanına girmesi ile harekete geçti. Polisin yaptığı çift katlı barikat bir anda yarılınca, iki grup karşılıklı olarak birbirine girdi. (…)”
Kitle Taksim’e girdiği anda saldırı başlar. Kitlenin ön tarafında yer alanlar, alanda birikmiş olan hazırlıklı saldırgan grubun çemberi içerisine alınırken, polis kitlenin geri kalanının önünü keser. Böylece küçük bir grup alanda bekleyen saldırganlara sunulan lokma haline gelir. Sıraselviler’de direnen grubun başında Mahir Çayan ve TİP’li Osman Saffet Arolat vardır.373 Burada yaşananları Harun Karadeniz anlatıyor:
Bizim yürüyüş konvoyu oldukça uzundu. Yürüyüşün önü Taksim’deki Sular İdaresinin önünü dönerken, bombalar patladı. Bombaların çoğu Ayazağa’da meydana çıkan yerde patlamış ve yürüyüşün büyük çoğunluğunun Taksim’e çıkması önlenmişti. Ben de tam meydana çıkış noktasında idim. Patlayan bombalar arasında yukarıdan taş ve sopa yağıyordu. Fakat bu noktada kalabalığı geri püskürten taşlar bombalar olmadı. Kalkanlı toplum polisleri üstümüze saldırdı ve geri çekilmek zorunda kaldık. Aramızda patlayan bombalar, üstümüze yağan taşlar ve dehşet saçan yüzlerce toplum polisi ve aralarında birkaç tane sağcı sivil meydana çıkışımızı engelledi. Ara sokaklara dağıldık.374
Alanda yaşanan vahşettir. Bu vahşetin sonrasında onlarca kişi yaralanırken mitingin katılımcılarından iki kişi yaşamını yitirir: Duran Erdoğan ve Ali Turgut Aytaç.
Tanıkların dilinden — ed.
“Taksim’de havada uçuşan taşlardan biri de benim kafamı buldu. Yere yığılıp kalmıştım. Polisler beni hastaneye götürmek için jipe aldılar. Bu defa onlar beni dövdüler. ‘Seni komünist piç’ diye ayaklarının altında ezdiler… Gözümü hastanede açtım. Baktım yaşıyorum.”
“Polis bize saldıranlara mukavemet göstermedi. Bilakis üzerimize bıraktı onları. Arkadaşlarla bu hücum karşısında geri çekiliyorduk. Birden başımda bir şimşek çaktı. Olduğum yere düştüm. Öldüm, diye bıraktılar beni. Başımda, sayısız dikiş var. Vücudum tutmuyor.”
“Mitinge filan katılmış değilim. Taksim gezisinde arkadaşlarla dolaşıyorduk. Sakallı cüppeli adamlar çevirdi. ‘Parolanız ne?’ diye sordular. ‘Gezmek’ deyince ‘Sizi komünistler’ diye vurmağa başladılar. Biz kaçtık onlar peşimize düştü. Feci dayak yedik.”
“Taksim’de sıkışıp kalmıştık. Önümde bir arkadaş atılan taşlardan yaralanmış yere düşmüştü. Onu kaldırıyordum. O anda üzerime 9–10 kişi saldırdı. Çoğu sakallıydı, bu adamların… Ellerindeki sopalar indi kafama. Kurtulduğuma inanamıyorum.”
Dönemin askeri yetkililerinden Celal Küçük yıllar sonra gözlemlerini Nokta dergisine anlatır:375
Olay günü sabah dokuzda Taksim’e gittim. Osman Gülkılık ve İhsan Kuraner filan inzibat kulübesinde toplanmışlardı. Ben gittim, durumu söyledim. Kuraner’e ‘önlem alın’ dedim. Korkunç bir sessizlik vardı. Olay çıktı çıkacak. Adamların ellerinde tesbih, demirler, sopalar, Dolmabahçe’de sabah namazını kılmışlar, tıklım tıklım meydana doluyorlar. Taksim Alanı’nın etrafına açılıyorlar. Orta boş kalıyor. Giren öldürülecek. Toplum polisi de Opera’nın önünden Vakıf İşhanı’na doğru bir kama atıp gelen irtibatı kesiyor ve girenlerin üzerine aletli hücum başlıyor. Kitle silahsız, canını kurtaran Sıraselviler’e, Kazancı’ya kaçıyor. Sonuç 2 ölü, 200 yaralı. Polisin hiçbir müdahalesi olmadığı gibi yere düşen silahı alıp sahibine veriyor. Bir kıta onbeş dakika sonra geliyor alana, ama olan olmuş. Gruptan biri bir megafon alıyor eline ve ‘şimdi de, Cumhuriyet‘e, Milliyet‘e gideceğiz’ diyor.
Yaşananları, o zaman “sağcı” gençlik içerisinde yer alan, daha sonra MHP Genel Sekreter Yardımcısı ve ANAP milletvekili olan, ardından Demokrat Türkiye Partisi’nin başına geçerek bu partinin adını Hürriyet ve Değişim Partisi olarak değiştiren Yaşar Okuyan ise şöyle anlatıyor:376
O zaman İstanbul’da öğrenciydim. Milli Türk Talebe Birliği ve Komünizmle Mücadele Derneği’nin yöneticileri arkadaşımız, ağabeylerimizdi. İç içeydik. Kanlı Pazar öncesi olayların gizlisi saklısı yoktu. Her şey gözler önünde, orta yerde cereyan etti. Hazırlıklar açıkta yapıldı. Mesela Milli Türk Talebe Birliğine kamyonlarla sopalar geldi. Gelenin geçenin gözü önünde kamyonlar boşaltıldı. Sonra dövüşeceklere dağıtıldı. Büyük kavga için her türlü hazırlık yapılmıştı. Olaylar sırasında yanlışlık olmasın, kimse birbirine zarar vermesin ve polis dost kuvvetleri tanısın, yardımcı olsun diye mavi kurdeleler dağıtıldı. Mavi kurdeleyi takan dost kuvvetten sayılıyordu. Nitekim olaylar sırasında bu kurdelelerin çok faydası oldu. Polis, bizimkilere ilişmedi. Ama kazara kurdelesini düşüren, polis tarafından yaka paça götürüldü. Bu gibi olaylara hemen müdahale edip, bizimkileri kurtardık.
Duran Erdoğan ve Ali Turgut Aytaç — ed.
Anlatımlar kurguya yer bırakmayacak sadeliktedir. Yaşananlar açıktır. Buna rağmen, Bugün, 17 Şubat günü “Komünistler Halka Hücum Etti Dört Ölü Yetmiş Yaralı” manşetiyle çıkar. Manşetin altındaki başlıkta ise “Kızılların bomba, taş ve değnekle yaptığı hücum Taksimi harp meydanına çevirdi” iddiası vardır. Gazeteye göre, saldıran “kızıllar”, “ders veren” ise “Müslüman halk”tır: “Müslüman halk, kızıl yuvalara, tahrik ve anarşi merkezlerine dün ilk dersi verdi, nizam ve huzuru bizzat temin için and içti.”, “Kızıllara unutulmaz bir ders veren halk, polisi ve askeri omuzlarda taşıdı.”
Olaylardan bir gün sonra, Mart ayında geri geleceği açıklamasının ardından 6. Filo İstanbul’dan ayrılır. Geride 4 ölü bırakmıştır: Vedat Demircioğlu, Atalay Savaş, Duran Erdoğan ve Ali Turgut Aytaç.

