Kapatılma, Siyasi Tarih ve Emek Çalışmaları

Üzerine yazı ve söyleşiler

Kelepçeli Muayene: Etik mi Güvenlik mi?

Muayene odası sadece hekim ve hastaya ait bir ortamdır. Burada hekim öncelikle kendi mesleğini yürütmekle görevlidir. Hekim ne kolluk görevlisi ne savcı, ne hakimdir. Aslolan hekimliktir.

Bianet - Mustafa Eren - 27 Ağustos 2013

Hasta mahpusların, revire ve hastaneye çıkarılmaları, hastane koşullarında tedavileri konusunda sorunlar yaşandığı zaman zaman basına yansıyor. Mahpusların, çıkarıldıkları hastanelerde yaşadıkları sorunların başında askerlerin muayene odasında bulunmayı istemeleri ve kelepçeli olarak muayene dayatılması geliyor. Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği'ne gelen mektup ve bu mektupta yer alan kaymakamlık kararı da bu konunun bir örneğini oluşturuyor.

Diş tedavisi için, Aliağa 4 nolu T Tipi Hapishanesi'nden Konak Diş Hastanesi'ne götürülen bir tutuklunun "doktorların kelepçeleri çıkarttırmaması nedeniyle muayene olamadığı" ve "askerler tarafından da rencide edici uygulamalara maruz kaldığı" iddiası üzerine Kaymakamlık aşağıda aktardığımız kararı alıyor:

Bu kararda kelepçeli muayene ve rencide edici uygulamalar için "soruşturma izni verilmediği" belirtiliyor ve bu gerekçelendiriliyor. Bu kararın gerekçesi olarak, Jandarma Genel Komutanlığının Cezaevlerinin Dış Koruması Sevk ve Nakil Hizmetleri Yönergesinde yer alan "Kelepçeler ölüm, yaralanma, kalp krizi, ağır hastalık gibi zaruri haller dışında kesinlikle açılamaz" ve "zorunlu ihtiyaçları birer birer ve hiçbir şekilde kelepçeleri açılmaksızın gerekli tedbirleri alındıktan sonra giderilir" ifadeleri gösteriliyor.

Kaymakamlık kararına Jandarma Genel Komutanlığı'nın Yönergesini dayanak olarak gösterse de bu konudaki asıl yasal çerçeveyi 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Adalet, İçişleri ve Sağlık bakanlıkları arasında imzalanan Üçlü Protokol oluşturmaktadır.

5275 sayılı kanunun ilgili maddesi muğlak ifadeler içermekte ve mahpusların kelepçeli olarak muayene edilmesinin önünü açmaktadır:

MADDE 50.- (1) Hiçbir halde zincir ve demire vurmak tedbir olarak uygulanmaz. Kelepçe ve bedensel hareketleri kısıtlayıcı araçlar;
a)Yetkili makamın önüne getirildiğinde çıkarılmak kaydıyla, sevk ve nakil sırasında kaçmayı önlemek için,
b) Hekimin talimat ve gözetiminde olmak üzere tıbbi nedenlerle,
c) Diğer kontrol usullerinin yetersizliği halinde hükümlünün kendisine veya başkalarına zarar vermesine veya eşyayı tahrip etmesine engel olmak için kurum en üst amirinin emriyle,
Kullanılabilir.
(2) Çocuk hükümlüler için birinci fıkranın (a) bendi hükmü uygulanmaz.

Bu maddenin (b) bendinde "hekimin talimat ve gözetimi"nden bahsetse de (c) bendi hekimin iradesini de ortadan kaldırmakta ve karar yetkisini "kurumun en üst amiri"ne havale etmektedir.

Üçlü Protokol’ün ilgili maddesi ise mahpusların muayeneleri için özel odaların yapılmasını, bu odalar yapılana kadar jandarmanın muayene odasına girebileceğini karar altın alıyor:

Muayenelerde güvenliğin ve hasta mahremiyetinin sağlanması
MADDE 38- (1) Ceza infaz kurumu müdürlüğü bulunan yerlerdeki hastanelerde firara karşı engellerin bulunduğu muhafazalı muayene odaları oluşturulur.
(2) Hükümlü ve tutukluların hastanelerde muayeneleri, firara karşı engellerin bulunduğu muhafazalı odalarda yapılır. Jandarma muayene esnasında oda dışında bulunur ve gerekli güvenlik tedbirlerini alır. Doktorun yazılı olarak talep etmesi halinde jandarma muayene odasında bulunur.
(3) Ancak, hükümlü ve tutukluların muayene esnasında yaptıkları her turlu mevzuata
aykırı talepleri ilgili sağlık personeli tarafından anında jandarma devriye komutanına
bildirilir.
(4) Hastanelerde tutuklu ve hükümlüler için muhafazalı muayene odaları yapılıncaya kadar jandarma muayene odası içinde bulunur ve doktorla hasta arasında geçecek konuşmaları duymayacak uzaklıkta koruma tedbirini alır.

5275 sayılı kanun ve Üçlü Protokol’de yer alan ve doktorun iradesini ortadan kaldıran bu kararlar Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin "Avrupa Cezaevi Kuralları" başlıklı (2006) 2 No`lu Tavsiye Kararı'nda da benzer ifadelerle yer almakta ve en nihayetinde son kararı hapishane idaresine bırakmaktadır:

Kısıtlama araçları
68.1 Zincir ve demirlerin kullanımı yasaktır.
68.2 Kelepçeler, kısıtlama gömlekleri ve diğer bedeni kısıtlayıcı araçlar aşağıdaki haller dışında kullanılmamalıdır:
a. ancak gerekli olduğu hallerde, bir nakil sırasında kaçma girişimlerine karşı önlem olarak ve idari ya da adli bir makamın karşısında bu makamlar aksi yönde karar vermedikçe çıkarılmak üzere.
b. diğer kontrol tedbirlerinin başarısız olması halinde ve mahpusun kendisini veya diğer mahpusları yaralamasını veya eşyaya ciddi zarar vermesini önlemek amacıyla ve derhal doktorun bilgilendirilmesi ve daha yüksek bir cezaevi yetkilisine durumun rapor edilmesi şartıyla müdür tarafından verilecek emir üzerine.
68.3 Kısıtlama araçları kesinlikle ihtiyaç duyulduklarından daha uzun süre kullanılmamalıdır.
68.4 Kısıtlama araçlarının kullanım şekilleri yasayla belirlenmelidir.

Kaymakamlık kararı, bu karara kaynaklık eden Jandarma Yönetmeliği, 5275 sayılı Kanun, Üçlü Protokol ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin kararı söylemdeki göstermelik ayrılıklara rağmen aynı yerde durmakta ve konunun etik çerçevesini belirleyen Türk Tabipler Birliği’nin ilkeleri ile Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen İstanbul Protokolü kararlarıyla çelişmektedir.

Türk Tabipler Birliği'nin Aralık 1994'te konuyla ilgili yayınladığı bildirgede kelepçelerin açtırılmasını "hekimin görevi" olarak nitelendirmektedir:

4. Muayeneler sırasında hastaların kelepçeleri açtırılmalı, klinik özgürlük koşullarına ve hasta haklarına uygun tam bir ortam sağlanmalıdır. Bunun için muayene ortamlarında hasta ve sağlık personeli dışında kimse bulunmamalıdır. Bu hasta ve hekimin hakkı ve hekimin görevidir.

İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı Aşağılayıcı Muamele veya Cezaların Etkin Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi için Kılavuz adı altında, dünyanın 15 ülkesinden 40 örgüt mensubu 75 hukukçu, felsefeci, hekim ve sağlık çalışanı, psikolog ve insan hakları aktivistlerinin katılımıyla hazırlanan ve İstanbul Protokolü olarak da bilinen ve 9 Ağustos 1999 tarihinde Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'ne sunulan yazılı metinde ise kolluk kuvvetlerinin muayenenin tamamen dışında olması gerektiği ifade edilmektedir:

124. Her alıkonulan [tutuklu anlamında kullanılmaktadır], mahremiyetine saygı gösterilen bir ortamda muayene edilmelidir. Polis ya da diğer kolluk güçleri hiç bir zaman muayene odasında bulunmamalıdır. Bu usule ilişkin önlemden sadece muayeneyi yapan hekim, eğer alıkonulanın sağlık personeline karşı ciddi bir güvenlik riski oluşturduğu yönünde ikna edici bir delili olduğunu düşünüyorsa vazgeçilebilir. Böyle bir durumda, muayene eden hekimin talebi üzerine, muayene esnasında polis ya da diğer kolluk kuvvetleri değil, sağlık kurumunun güvenlik personeli hazır bulunmalıdır. Bu koşulda da, güvenlik personeli hastaya göre işitme mesafesinin dışında (yani yalnızca görüş mesafesinin içinde) olmalıdır.

Alıkonulanların tıbbi değerlendirmeleri hekimin en uygun gördüğü mekânda yapılmalıdır. Bazı olgularda, muayeneyi, cezaevi veya alıkonma yerlerinde değil de resmi sağlık kurumlarında yapmak konusunda ısrarcı olmak en iyisi olacaktır. Diğer bazı olgularda, örneğin sağlık kurumlarının gözetlendiğini düşünen mahpuslar, görece emniyetli olan kendi hücrelerinde muayene edilmeyi tercih edebilirler. Muayene için en iyi mekânı bir çok faktör belirleyecektir, ancak her olguda soruşturmacılar, mahpusların kendilerini rahat hissetmedikleri bir mekânı kabule zorlanmadıklarından emin olmalıdır.

125. Hangi nedenle olursa olsun, polislerin, askerlerin, cezaevi görevlilerinin veya diğer kolluk güçlerinin muayene odasındaki mevcudiyeti hekimin resmi tıbbi raporunda belirtilmelidir. Muayene sırasında bu görevlilerin mevcudiyeti, negatif bir tıbbi raporun dikkate alınmamasına dayanak teşkil edebilir. Muayene sırasında odada bulunan kişilerin kimlikleri ve unvanları raporda belirtilmelidir. Alıkonulanların adli tıbbi değerlendirmesi standart tıbbi rapor formu kullanılmasını da içermelidir.

Ortada iki anlayış yer almaktadır. Kaymakamlık kararında da kendisini ortaya koyan ilk anlayış odağına güvenlik kaygısını almakta, hapishane idaresi ile güvenlik güçlerinin iradesini hasta ile hekimin iradesinin üstünde konumlandırmaktadır. TTB ve İstanbul Protokolü’nde kendisini gösteren ikinci anlayış ise hasta hakları ve insan haklarını dikkate almakta ve bunlar üzerinden etik ilkeler belirlemektedir.

Yukarıda anılan Jandarma Yönetmeliği,5275 sayılı kanun ve Üçlü Protokol’de gerekli düzenlemeler yapılmadığı sürece hasta mahpusların kelepçeli olarak ve kolluk kuvvetlerinin gözetiminde muayenesi sorunu varlığını sürdürecek ve bu sorun sadece hasta mahpusların sağlıklarını olumsuz etkilemekle kalmayacak, doktorların mesleklerini icrasını da olumsuz etkileyecektir (1). Bir insanın tutuklanmış olması, özgürlüğünden mahrum etmek dışında bir yaptırımla karşılaşmasının gerekçesini oluşturmaz ve diğer haklarının elinden alınmasının zeminini yaratmaz. Kelepçeli, gözetim altında muayene hasta haklarının, insan haklarının ihlalidir ve bu dayatmadan vazgeçilmelidir.

Sözlerimizi Ankara Tabip Odası İnsan Hakları Komisyonu’nun “Mahkum ve Tutuklu Muayeneleri, İstanbul Protokolü” başlıklı yazısından bir bölümle bitiyoruz:

Mahkum ve tutukluların cezaevlerinde veya sevk edildikleri sağlık kuruluşlarında en çok yakındıkları konulardan birisi; cezaevi görevlilerinin veya kolluk kuvvetlerinin muayene esnasında odada bulunmak istemeleri ve kelepçenin çıkarılmaması konusundaki ısrarlarıdır. Muayenenin diğer kişilerin göremeyeceği ve duyamayacağı bir ortamda yapılması, muayene esnasında hekim ile muayene edilen kişinin yalnız kalmaları ve muayenenin hekim ve hasta ilişkileri çerçevesinde gerçekleştirilmesi esastır. Güvenlik güçleri hiçbir biçimde muayene odasında bulunmamalıdır. Hekimin mahkum ve tutukluyu muayenesi esnasında kişinin içinde bulunduğu her türlü kısıtlılık ortadan kaldırılmalıdır. Hekim asla kişiyi kelepçeli, yatağa zincirlenmiş veya benzeri bir durumda muayene ve tedavi etmemelidir. Muayene odası sadece hekim ve hastaya ait bir ortamdır. Burada hekim öncelikle kendi mesleğini yürütmekle görevlidir. Hekim ne kolluk görevlisi ne savcı, ne hakimdir. Aslolan hekimliktir. Kolluk kuvvetleri bu odanın dışında güvenlik tedbirlerini almak zorundadır. Hekimlik mesleğinin nasıl yapılacağı konusu hukuki ve adli hükümlere göre değil hekimliğin evrensel değerleri, TTB Hekimlik Meslek Etiği Kuralları, Tıbbi Deontoloji Tüzüğü, Hasta Hakları Yönetmeliği, Uluslararası Sözleşmelerde ve İstanbul Protokolü’nde tanımlanmıştır. (ME/HK)

(1) Hasta mahpusu kelepçeli ve jandarma gözetiminde muayene etmeyi reddeden doktorlar hakkında açılmış soruşturmalar ve verilmiş cezalar söz konusudur. Mardin Midyat Devlet Hastanesi’nde İç Hastalıkları Uzmanı olarak görev yapan Dr. Sadık Çayan hakkında Midyat Cumhuriyet Savcılığı ve Midyat Devlet Hastanesi Başhekimliği tarafından soruşturma açılmış (Ocak 2012 tarihli haber için bakınız “Kelepçeli Muayene Etmeyen Doktora Soruşturma”, Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisi’nde çalışan Dr. Burhan Birel ise mahkeme tarafından 2 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılmıştır (19 Nisan 2013 tarihli haber için bakınız “Kelepçeli Muayeneye Karşı Çıkan Doktora 2,5 Ay Hapis Cezası Verildi”)

* Yazıya katkılarından dolayı Ayşegül Algan'a teşekkür ederim.

No Comments Yet.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.