Kapatılma, Siyasi Tarih ve Emek Çalışmaları

Üzerine yazı ve söyleşiler

Gezi Direnişi ve Medya – 5

Kanlı Pazar, Madımak, Gezi'ye Uzanan Yayın Çizgisi

Gezi Direnişi'nde “araba yaktılar”, “milyonlarca lira zarar”, “provokatörler”, “yabancı ajanlar”, “hesap sorulsun” diye haber yapanlar 37 insanın öldürüldüğü olaylarda tutuklananları “mazlum” ilan etmekten geri kalmadı.

Bianet - Mustafa Eren - 04 Temmuz 2013

Yeni Şafak ve Akit Gazetelerinin, Taksim Gezi Parkı İsyanındaki Tutumu - 5

Dört gün boyunca süren yazı dizisinde Yeni Şafak ve Akit gazetelerini, haberleri üzerinden ayrıntılı olarak değerlendirmeye çalıştık.

Kupürlerden yola çıkarak yaptığımız değerlendirmeleri özetleyecek olursak:

- Polise, hükümete iliştirilmiş gazetecilik yapılmaktadır.

- Bu gazeteler Gezi Parkı isyanını sadece kriminal, polisiye bir olay olarak değerlendirmektedir. Bu gazetelere göre yaşananlar, yabancı ajanların katıldığı, faiz lobisinin etkin olduğu, marjinal grupların yönlendirdiği, yabancı haber ajanslarının körüklediği birer provokasyondur ve hükümete darbe yapmak amaçlanmaktadır.

- Yapılan haberlerde öne sürülen iddialar için bir dayanak aranmamakta, kendilerine servis edilen bu iddialar birer gerçek olarak manşetlere taşınmaktadır.

- Yapılan haberlerle öncelikle seslendikleri kitleler manipüle edilmeye çalışılmaktadır. “Ancak bu kadar düzeysiz manipülasyon çabası bu gazetelerin kendi okurlarının zeka seviyesi hakkında ne düşündüğünün de göstergesidir, bu gazeteler okurlarını cahil yerine koymaktadır.”

- Bu gazeteler, “camide içki içildi”, “hedef miraç gecesi”, “katliam yapacaklardı”, “camiye saldırdılar” benzeri provokatif haberler yapmaktan kaçınmamaktadır.

-Bu gazeteler insanları hedef gösterecek nitelikteki haberler yapmakta, isimler yayınlamakta, bu insanlardan hesap sorulmasını istemektedirler. 

Bu gazetelerin Gezi Parkı isyanına ilişkin tutumlarını daha iyi anlayabilmek için onları bir mihenk taşında sınayabilmek anlamlı olacaktır. Yıldönümü bu yazının yazıldığı günlere denk gelen Sivas Katliamına ilişkin tutumları bu gazeteler için oldukça yerinde bir mihenk taşıdır. Gezi Parkı isyanı sırasında “araba yaktılar”, “milyonlarca lira zarara yol açtılar”, “provokatörler”, “yabancı ajanlar”, “marjinal gruplar”, “hesap sorulsun” diye haber yapanlar 37 insanın yaşamını yitirdiği olaylarda tutuklananları “mazlum” ilan etmekten geri kalmamıştır.

Aşağıdaki kupür Akit gazetesine ait. Akit, Sivas katliamının 21. yılında Sivas’ta katledilenleri “provokatör”, katliam nedeniyle tutuklananları “mazlum” olarak sunuyor sürmanşetten.

Gazete spotunda aşağıdaki satırlara yer veriyor:

“Sivas Madımak Otel’de Alevi-Sünni çatışması çıkarmak isteyenlerin planladığı provokatif olaylar 21. yılına girerken, olaylarda suçsuz yere mahkum edilen onlarca masum insan ve aileleri ise büyük mağduriyet yaşıyor.

Sivas’ta 1993’te, başını Aziz Nesin’in çektiği provokatif grubun çıkardığı olaylarda 37 kişi hayatını kaybetmiş, olayla ilgisi dahi olmayan 100’den fazla kişi ise haksız yargılamalar sonucu ağır hapis cezalarına çarptırılmıştı. Akit’e konuşan Sivas mazlumlarının avukatı Cüneyt Toraman, onlarca kişinin tek çakı dahi bulunamayan olaylar sonrası gazete ihbarları ve asılsız fişlemeler sonucu ‘anayasayı ilga’ ile suçlanıp mahkum edildiklerini söyledi.”

Akit’in manşetinde kullandığı, Madımak fotoğrafına bakıldığında yakılmış bir bina, ters çevrilmiş araçlar, yola saçılmış eşyalar görebilmek mümkün. Bu gazetenin Gezi Parkı isyanında benzer bir kare yakaladığında yanına yazdığı satırları tahmin etmek zor değil (“İçindeki Kelbi Sustur” başlıklı kutu yazıda buna bir örnek verdik).

Yakılmış bina, araç ve eşyalar bir yana bu bina içerisinde yaşamını yitirmiş onlarca insan söz konusudur. Akit, buna rağmen bu insanları değil, bu tabloya yol açanların “masumiyetini”, “mazlum” oluşunu konu etmektedir. Yaşamını yitirenler zaten “provokatör”dür Akit için.

Sivas katliamını “halkın dini duygularının incitilmesi” ve Müslümanların provoke edilmesi üzerinden açıklamaya çalışan Akit, Alevilerin hassasiyetlerini tümden yok sayıyor. Onların aynı zamanda dini önderlerinden biri olarak da kabul ettikleri Pir Sultan Abdal için Sivas’ta bir araya geldiklerini görmüyor bile. Alevilerin varlığını bu topraklarda yüzyıllardır yok sayan, hatta küfür olarak gören anlayışın uzantısıdır perde biraz aralandığında görülebilecek olan.

Kanlı Pazar’a Uzanan Yayın Çizgisi[3]
Bu gazetelerin sürdürdüğü çizginin izlerini 1969 yılında gerçekleştirilen Kanlı Pazar’a kadar takip edebilmek mümkün. Bu çizgideki biranlayış için solcular, sosyalistler, komünistler ve giderek kendileri gibi düşünmeyen herkes katledilse dahi suçludurlar. Aşağıdaki kupür 1960’lı yıllarda İslami kesime seslenen gazeteler içerisinde tirajı en yüksek olan Bugün gazetesine ait.Bugün, polisin de işin içerisinde yer aldığı ve organize bir katliam olduğu açığa çıkmış olan Kanlı Pazar’ın hemen ardından “Komünistler Halka Hücum Etti” manşetiyle çıkmıştı.Katledilen, saldırıya uğrayan insanların saldırgan olarak sunulduğu bu manşet, Gezi Parkı isyanı sırasında ve sonrasında çıkan haberlerin 44 sene önceki tipik örneklerinden birisidir.

Akit’in haberindeki çifte standardın oldukça çiğ bir diğer örneğini ise “onlarca kişinin tek çakı dahi bulunamayan olaylar sonrası gazete ihbarları ve asılsız fişlemeler sonucu ‘anayasayı ilga’ ile suçlanıp mahkum edildikleri” sözlerinde görebilmek mümkün. 37 insanın yaşamını yitirdiği katliamda gazeteleri ihbarcı ilan eden Akit, mütemadiyen sayfalarında isim, resim yayınlayıp hesap sorulması çağrısı yaptığını unutmuş olamaz elbet.

Yeni Şafak gazetesi ise Sivas katliamını iç sayfalarında ve sayfanın ancak altıda birini tutacak şekilde ele alıyor. Üstelik de “Biz aynı senaryoyu Sivas’ta da gördük” başlığı ve “Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, Madımak olaylarının yıl dönümünün Alevi vatandaşları istismar etmek için kullanılabileceğini söyledi. Bağış, Alevi vatandaşlar bu konuda dikkatli olmalı dedi” sözleriyle.

Bu iki gazetenin Sivas Katliamı ile Gezi İsyanı’na yaklaşımları, onların karakteristikleri üzerine değerlendirme yapabilme olanağı yaratmaktadır. Yapılabilecek ilk tespit, bu iki gazetenin nalıncı keseri gibi kendisine yonttuğudur. Bu tespit sonradan yapılabilecek bütün tespitlere de zemin hazırlar. 

İşin içerisine bir kire çifte standart girdiğinde orada etikten, doğruluktan, haktan, adaletten söz etmek mümkün değildir. Bu anlayışın sahipleri için katledilen insanları provokatör, saldırganları mazlum olarak sunabilmek mümkündür. Tam da bu noktada ikinci tespit yapılabilir; bir kişinin katledileni provokatör, saldırganı mazlum olarak sunabilmesi bazı mekanizmaları işleterek mümkün olabiliyor ancak.

“İçindeki Kelbi Sustur”
Tüm bu çifte standardın yanında, bu çizgiyi sürdürenlerin dillerindeki saldırganlık da dikkat çekmektedir. Bu saldırganlık, kendi doğruluğunu temellendirmekten uzak, köktenci bütün çizgilerde potansiyel olarak mevcuttur ve zaman zaman en uç haliyle kendisini dışarı vurur. Akit’in “Aç Yüzünü Köpek” manşetini attığı aşağıdaki kupür de bunun bariz bir örneği:Bu saldırgan dile Hallacı Mansur’a dair bir anlatıyla cevap verilebilir. Hallac bir gün çarşıda dolaşırken, bir Müslüman’ın başka dinden birini aşağıladığına, ona “köpek” diye bağırdığına tanık olur ve bunun üzerine bağıran kişiye yaklaşarak şu sözleri söyler “İçindeki kelbi sustur”.

Bu mekanizmalardan biri çokça tanık olunduğu haliyle geçmişteki bir takım olaylara gönderme yaparak kendilerini her durumda mazlum göstermeye çalışmak (Gezi Parkı isyanı sırasında sürekli 28 Şubat’ı gündeme getirmeleri, yaşananları hükümete karşı darbe girişimi olarak değerlendirmeler hatırlansın), bunun için gerekirse provokatif ve doğruluğu kuşkulu haberler üzerinden yeni mağduriyetler yaratmak (“camide içki içildi”, “camiye saldırıldı” haberleri hatırlansın) bir diğeri ise akıl almaz provokasyon teorilerine sarılmak oluyor. Üstelik de bu yapılırken ilkeli davrandıklarını da savunabiliyorlar. Köşe yazarlarından İbrahim Karagül’ün aşağıdaki sözleri, Yeni Şafak’ın ilkeli duruşunu açıklıyor:

“Türkiye müthiş bir ikiyüzlülüğe sahne oldu. Meşru bir hükümeti gayri meşru yollardan devirmeye yönelik krizde, ön sıralarda olması gerekenler yoktu. Şimdi meydanlara, ekranlara, gazete sayfalarına dönmeye başladılar.

Bu süreçte Yeni Şafak'a yönelik ciddi bir yıpratma kampanyası yaşandı, sert eleştirilere muhatap olduk.

Elbette biz bir gazeteyiz. Yeni Şafak, kurulduğu günden bu yana özgürlüğü ve açık fikirli olmayı önceledi, öyle olmaya da devam edecek.

Ama biz aynı zamanda bir direnç merkeziyiz. Siyasi değişkenliklere, gündelik gel-gitlere göre pozisyon almayız. Günübirlik hareketlere göre de yayın politikamızı değiştirmeyiz. Kendimizle çelişmeyiz.

Hiç kimse kalmasa da, Yeni Şafak bu merkezde durmaya devam edecektir.

Durduğumuz yer bellidir. Bu zemin sağlamdır ve bu zemin üzerinde sağlam durmaya özen gösteririz. On beş gündür tanık olduğumuz gelişmeler bir çoklarını sendeletti. Biz sendelemedik ve bunu bilinçli olarak yaptık.

Öyle de devam edeceğiz…”[1]

Bu “ilkeli duruş” Yeni Şafak ve Akit gazetelerinin adlarını, günümüzde artık çoğu dindarın dahi savunamadığı Kanlı Pazar sürecinin Bugün gazetesiyle yan yana getirmiştir.[2] Bu gazetelerin bundan rahatsız olmadığı açıktır, kendilerine “kutlu olsun” diyoruz.


[1] İbrahim Karagül, Yeni Şafak, 12 Haziran 2013

[2] Elbette adları Bugün ile yan yana anılacak gazeteler Yeni Şafak ve Akit ile sınırlı değildir, ancak bu yazı bu iki gazeteyi değerlendirdiği için sadece bu isimler anılmıştır.

[3] Kanlı Pazar’a ilişkin ayrıntılı anlatım için bakınız: Kanlı Pazar'la Yüzleşemedik, 40 Yıl Önce Kanlı Pazar'da Ne Oldu?

No Comments Yet.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.