Kapatılma, Siyasi Tarih ve Emek Çalışmaları

Üzerine yazı ve söyleşiler

Gezi Direnişi ve Medya – 3

Provokatif Haberler: “Hedef Miraç Gecesi”, “Camiye Saldırdılar”

Bir insanı, ancak kötü şeyler yaptırabilmek için provoke edersiniz, kışkırtırsınız. Ona yaptırdığınız şey onun hayrına, çıkarına da değildir. Genellikle provoke edenin planları, çıkarlarıdır söz konusu olan.

Bianet - Mustafa Eren - 17 Haziran 2013

Yeni Şafak ve Akit Gazetelerinin, Taksim Gezi Parkı İsyanındaki Tutumu -3

Provokasyon Fransızca bir kelime. Türkçe’de onu karşılamak için “kışkırtma”, “tahrik” kelimeleri kullanılıyor. Bu kelimelerin olumsuz çağrışımları var. Türkçe’de kullanılan “dolduruşa getirme” deyimindeki olumsuzluğu içeriyor “provokasyon” terimi. Bir insanı, ancak kötü şeyler yaptırabilmek için provoke edersiniz, kışkırtırsınız. Ona yaptırdığınız şey onun hayrına, çıkarına da değildir. Genellikle provoke edenin planları, çıkarlarıdır söz konusu olan.  

Yeni Şafak ve Akit gazetelerinin Taksim Gezi Parkı isyanına ilişkin tutumlarını ele aldığımız yazı dizimizin bu bölümünde “provokasyon” olarak değerlendirdiğimiz haberleri ele alacağız.

Bu kare 4 Haziran tarihli Yeni Şafak gazetesinin ilk sayfasından. Tek fotoğraf üzerinde üç habere birden gönderme yapılmış bu karede. Bu haberlerin okuyucuya mesajlarını alt alta sıralayalım:

Birinci haber: “Dozer Kaçırıp Toma’ya Saldırdılar”

Bu haber, eylemcileri hem bir başkasının malını “kaçıran” hem de kaçırdıkları bu araçla polislere “saldıran” kişiler olarak lanse ediyor. Bu haberden yola çıkıldığında eylemciler hem gaspçı hem de saldırgan kişilerdir.

İkinci haber: “Eylemciler Provokatörleri Dava Edecek”

Bu haber, bir önceki haberde bir bütün olarak gaspçı ve saldırgan olarak sunulan eylemcileri kendi içerisinde “provokatörler” ve “provokatör olmayanlar” şeklinde ikiye ayırıyor. Eylemciler, aslında iyi kişiler ancak aralarına provokatörler giriyor ve onları saldırıya yönlendiriyor.

Üçüncü haber: “Hedef Miraç Gecesi Sokak Savaşı”

Bu haberin spotunda şu cümleler yer alıyor: “Yasadışı grupların yarınki Mirac gecesinde de sokakları ateşe vermeye hazırlandığı tespit edildi. İstihbarat birimlerinin elde ettiği bilgilere göre eylemciler, akşam ibadet için camilere giden vatandaşları tahrik etmeye çalışacak.” Bu haber, eylemciler içerisinde “yasadışı gruplar” var. Bu gruplar dindar kişileri kışkırtmak, provoke etmek için onlar için önemli bir günde sokakları ateşe verecekler.

Bu üç haberden yola çıkarak bazı tespitler yapılabilir. Bu tespitler, aynı zamanda bir provokasyonun öğelerinin neler olabileceği hakkında da fikir verecektir.

1- Seslendiğin kitleye, “karşı taraf”ın tamamını ya da bir kısmını oldukça negatif çağrışımlarla beraber sunarsın. Tamamen ötekileştirirsin. Saldırgan, gaspçı, başkalarının haklarına saygı duymayan kişilerdir karşı tarafın üyeleri.

Akit gazetisinin attığı “Taksim’de Katliam Yapacaklardı” manşeti bu tespitin açık örneklerinden birisidir. Üstelik de bu haberde “ötekileştirme”yi pekiştirmek için “kökü dışarıda” sendromundan da yararlanılıyor ve katliamı gerçekleştirecek kişilerin ajan olduğundan söz ediliyor. Böylece eylemciler içlerinde ajanlar olan, ajanlara hizmet eden kişiler olarak katmerli bir şekilde damgalanmış oluyorlar.

2- Provokasyon için karşı tarafı kötü ilan etmek yeterli değildir. Provoke edeceğin kesimin değerlerine de seslenmen ve harekete geçirmek istediğin o kesimi değerlerinin ayaklar altına alındığına inandırman gerekir.  “Miraç gecesi sokakları ateşe verecekler” söylemi bu amaca hizmet etmektedir. Ancak Yeni Şafak ve Akit gazetelerinin Taksim Gezi Parkı isyanı süresince en fazla kullandıkları haber, Dolmabahçe’deki Valide Sultan Camii’ne ayakkabılarla girildiği, orada içki içildiği haberiydi.

5 Haziran tarihli Akit gazetesinin arka sayfası bu tespit için oldukça yerinde bir örnek oluşturuyor. Burada bir yandan ayakkabılarla girilen, kirletilen, içerisinde içki içilen cami haberi var diğer yandan da onu pekiştirecek bir şekilde “Ankara’da Camiye Saldırdılar” haberi yapılmış. Haberi okuduğunuzda ve fotoğrafa baktığınızda caminin tabelasının ve bahçe kapısı görünümündeki dış kapılarının yerinden söküldüğünü anlıyorsunuz. Bu tabela ve dış kapıların eylemciler tarafından söküldüğü ve barikat olarak kullanıldığı savunuluyor haberde:

“Taksim’deki Gezi Parkı’nda bulunan ağaçları bahane ederek sağa sola saldıran marjinal sol gruplar şimdi de camilere saldırmaya başladı. Olayların Ankara’daki merkezi Kızılay’da eylemciler, Yüksel Çarşısı Camii’ni tahrip etti. Caminin isminin yazılı olduğu levhayı söken çapulcular, önce cami kapılarının camlarını kırdı sonra kapıları yerinden çıkararak barikat yaptı.”

Türkiye, “camiye saldırdılar” haberelerinin yabancısı değil. 1960’lardan bu güne sağ, muhafazakar kesimler sola, sosyalistlere, devrimcilere karşı bu argümanı kullanmışlar. Ancak bu haberlerin bilinen tamamının birer provokasyondan ibaret olduğu daha sonra açığa çıkmıştır. Söz konusu bu haberde de, okunduğunda anlaşılacağı gibi camiye bir saldırı söz konusu değildir. Yazıda iddia edildiği gibi eylemciler yapmış olsa dahi camiyi hedef alan bir tutum yoktur, polisin saldırıları karşısında barikat amaçlı olarak tabela ve dış kapılar yerinden sökülmüştür. Bu eylemi “camiye saldırı” olarak sunmak açıktan yapılmış bir yönlendirmedir.

3- Üçüncü tespiti ise yeni bir haber eşliğinde sunmak yerinde olacaktır. Karşı tarafı kötü ilan edip, kendi kitlenin manevi değerlerine de seslendikten sonra yapılacak olan tek bir şey kalıyor. O da “harekete geçin” çağrısı. Bu çağrının her zaman açıktan yapılmasına gerek yoktur, çağrışım olarak ortaya atılması, akıllara getirilmesi yeterlidir. Bir kere akıllara getirildi mi “cevval” birilerinin ortaya atılma ihtimali de açığa çıkarılmış olur. “Polis Asayişi Sağlayamazsa Dindarlar Kendini Korumayı Bilir” başlıklı köşe yazısı bu çağrının dolaylı bir örneği olarak görülebilir:[1]

“Kimse de ‘aman hır çıkmasın, kavga kızışmasın, kaos olmasın, düşmanlık depreşmesin” derdinde olmaz. Namusuna, ibadethanesine, dinine el ve dil uzatıldığında dindar Müslümanı hiçbir güç tutamaz. Bugün meydanlarda terör estirenler, arkalarından kışkırtanların kirli emellerine alet olanlar, o zaman kaçacak delik bile bulamaz.

(…)  Sen, üç-beş tane ağacın kesilmesini bahane edip iç savaş çıkarmaya kalkışacaksın, sonra da girip camiyi işgal edecek, sigara ve içki içecek, ayakkabılarınla dindar insanın secde ettiği halıyı kirleteceksin, ama bu yanına kâr kalacak, öyle mi?
Sen, sokaklara çıkıp geleni geçeni durduracak, başörtüsünden dolayı bir kadını linç etmeye kalkışacaksın da bunun bedelini ödemeyeceksin, öyle mi?
Sen camiye saldıracak, kundaklayacaksın da hesap vermeyecek, elini kolunu sallayarak orta yerde dolanacaksın, öyle mi?
Eğer -varsa- hukuk harekete geçmezse ne olur biliyor musunuz?
Dindar insan bir süre ‘lâ havle’ çeker, sabreder. Ancak bir kez sabrını taşırırsanız, ‘yâ Allah!’ deyip harekete geçer.
O zaman neler olacağını kestirebilir misiniz? Böyle bir kaos ve kargaşa ortamından kim nasıl çıkar, bunu bilebilir misiniz? Hesabınızı yaparken bunu da düşünmeniz gerektiğini biri size hatırlatmadı mı? Hatırlatmadıysa, işte hatırlatıyorum.
Polis sokaklarda dolanan serseri mayınları bir an önce toplasın. Yoksa iş işten geçer de dindar gençlik olaya el atarsa, -ki böyle giderse başka bir sonuç da beklenemez-, ortada ne rejim kalır, ne devlet. Türkiye, şu haliyle böyle bir kaosu kaldırabilecek yeterlilikte değil. Ülkeye bu kötülüğü yapmayın.
Herkes aklını başına alsın.
Neyi protesto ederseniz edin; ama sakın ha, dindar insana ve dince kutsal bilinenlere bulaşmayın!”

Bu yazıda olduğu gibi karşı tarafı kötü ilan edip, seslendiğin kitleyi değerlerine hakaret edildiğine inandırdıktan ve onları “değerlerine sahip çıkmaya” çağırdıktan sonra geriye tek bir adım kalır. O da sokaklara çıkılmasını sağlamaktır. “Atatürk’ün Selanik’teki evini bombaladılar” provokasyonu ile sokağa çıkan kitle 6-7 Eylül olaylarını yaratmış ancak evi bombalayanın Türkiye istihbaratından biri olduğu açığa çıkmıştı; Kanlı Pazar olaylarında 6. Filo’yu protesto eden solcu sosyalist gençliğin ve işçilerin üzerine, “Beyazıt Kulesine Rusya’dan getirilen kızıl bayrağı astılar”, “camiye bomba koydular” diyerek saldırılmış ancak camiye bomba koyanların devlet görevlisi olduğu, Beyazıt Kulesine asılanın üzerinde 6. Filoyu protesto ederken yaşamını yitiren Vedat Demircioğlu’nun resmi olan bir flama olduğu gün yüzüne çıkmıştı. Tek tek anlatmaya gerek yok 1970’li yıllarda Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta da benzer provokasyonlar düzenlenmişti.

Bu provokasyonların bu kadar pervasız şekilde sürdürülebilmesinin birkaç nedeni olabilir:

1- Provokasyonun hitap ettiği kitlenin, yaşananları muhakeme etmeden, ideolojik duruşu çerçevesinde değerlendirebileceği düşünülüyor (Manşetlere taşınan dayanaksız iddiaları, çarpıtmaları, abartıları, yalanları düşünün).

2- Provokasyon, kitleyi “değerlere saygısız kötüler” ve “değerlerini korumaya çalışan iyiler” olarak ikiye ayırmayı amaçlar. Bu kamplaştırma, provokasyonun hedefi olanlar tarafından da sürdürüldüğünde provokasyonun başarı şansı artıyor. Gezi Parkı isyanı özelinde provokatif haberlere bakıldığında yaratılmaya çalışılan ikilik açıkça görülecektir. Bir yanda dindar ve ülkesinin kalkınmasını isteyen insanlar vardır diğer yanda da dini değerleri ayaklar altına alan, camilere saldıran, dış mihraklar tarafından yönetilen kişiler. Bazı kesimlerin yaptığı gibi eğer provokasyonun hedefi olan kişi ve gruplar da bu ikiliği “gerici-ilerici” kamplaşması üzerinden yeniden yaratırsa, bu durum, provokasyonun zeminini güçlendirecektir. Taksim Gezi Parkı isyanı, Devrimci Müslümanlar ve Anti Kapitalist Müslümanlar’ın varlığı ile bu ikiliğin kırıldığı, provokatif girişimlerin önemli oranda boşa çıkarıldığı bir örnek olmuştur.

3- Yukarıdaki iki nedenin yanı sıra bir başka başlıca neden de bu provokasyonlardaki “devlet parmağı” ve provokasyonlar karşısında yargının tutumudur. Provokasyonlar sonrasında yaşanan sürece bakıldığında provokasyonları düzenleyen ve saldırıları gerçekleştiren kişilerin değil, saldırıya uğrayanların yargılandığı ve bu provokasyonlarda rol oynayan devlet yetkililerin bir çoğunun terfi ettirildiği görülmektedir. Bu tablo provokasyonları teşvik anlamına gelmektedir.

Yazımızın bu bölümünü de Mehmet Şevket Eygi’nin 16 Şubat 1969 Kanlı Pazar olayları öncesinde Müslümanları cihada çağıran yazısıyla bitirelim. Eygi’nin bu yazısını yukarıda belirttiğimiz provokasyonların üç öğesini dikkate alarak ve Faruk Köse’nin yazısıyla karşılaştırarak okumanızı tavsiye ediyoruz.

Cihada Hazır Olunuz: 

ALLAH’a hamd ü sena ve Resulüne salat ve selam olsun… Bundan sonra: Bilmiş olunuz ki, büyük fırtına patlamak üzeredir. Müslümanlar ile kızıl kafirler arasında topyekün savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. 

İmtihan günler gelip çatmıştır. Kaderden kaçmak, kurtulmak ne mümkün… 

Bütün Müslüman kardeşlerim. Sizlere hitap ediyorum. Bu fakire bir lahzacık kulak veriniz: 

-Gaybı ve istikbalde neler olacağını tam ve kamil bir ilimle bilen sadece Yüce Allah’tır. Biz kulların ilmimiz çok azdır. Ancak, bir takım alametlere, kıyaslara, ölçülere dayanarak gelecek hakkında bazı tahminler yürütebiliriz. 

Malumunuz olsun ki, ehl-i sahalın sadık rüyaları, elh-i keşfin müşahadeleri önümüzdeki gün, hafta ay ve yılların mühim hadiselere gebe olduğuna delalet etmektedir. 

Bir buçuk asırdan beri İslam alemini içten ve dıştan fethetmek için faaliyet gösteren küfür kuvvetleri, artık son ve büyük taaruza hazırlanmaktadır. 

Bu sefer hedef TÜRKİYE’dir. Gaye Türkiye’yi komünizm denilen küfür nizamı içine sokmak ve oradan bütün alemi-i İslamı istila etmektir. 

Müslüman kardeşlerim: Sen bu savaşta bitaraf kalamazsın. ‘Ben namazımı kılar, teşbihimi çekerim… Etliye sütlüye karışmam…’ deyip de kendine zulmedenlerden olma. Gözünü aç, bak! Küfür selleri, korkunç homurtularla üzerine akıyor. Tedbir almazsan boğulacaksın. 

Komünizm küfrüne karşı derhal silahlan. İslam’da askerlik ve cihad ihtiyari değildir; mecburidir. 

Allah’a olan kulluk borcunun içinde CİHAD farizasının da bulunduğunu bir an bile hatırından çıkartma. 

Stalin’in ve benzeri Deccalların piçleri olan kızıl veletler sokaklara dökülüp, Türkiye’yi yıkmak isterlerse bütün Müslümanları karşılarında bulmalıdırlar.

Onlarda taş, sopa, demir, Molotof kokteyli mi var? Biz de aynı silahları kullanmaktan aciz değiliz. 

Onlar Deccallar için canlarını tehlikeye mi sokuyorlar? Biz; Allah ve Resulu için ölmesini ve savaşmasını onlardan daha iyi biliriz. 

Ey Türkiye halkı, ey temiz Müslümanlar… Büyük günler yaklaşıyor. Herkes vazifesine koşsun. Herkes komünizm küfrüyle savaşa hazırlansın. 

Komünistler ve ONLARI DESTEKLEYEN HAİN ŞAHIS VE MÜESSESELER kahr edilsin.[2]


[1] Faruk Köse, Akit, 5 Haziran 2013

[2] Mehmet Şevket Eygi, 16 Şubat 1969, Bugün. Eygi’nin yazısının aktardığımız bu kısmı gazetenin birinci sayfasında çıkmış olan baş tarafıdır. Yazı gazetenin iç sayfalarında devam etmektedir. Yazıdaki büyük harflerle yazılmış olan bölümler Eygi’nin kendisine aittir.

Gezi Direnişi ve Medya Yazı Dizisi 

No Comments Yet.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.