Kapatılma, Siyasi Tarih ve Emek Çalışmaları

Üzerine yazı ve söyleşiler

Devletin Sarsılmaz Otoritesi ve Hapishanelerde Çıplak Arama

Elif Kaya’yla gündeme gelen çıplak arama yeni bir dayatma değil. Gezi'den sonra sarımsak kokulu mermiler, şok tabancaları üzerine çalışmaya başlayan devletin, konu mahpusların hakları olunca aynı hızda davranmadığı açık.

Bianet - Mustafa Eren - 25 Kasım 2013

Gezi İsyanı nedeniyle tutuklanıp Şakran Hapishanesi’ne kapatılan Elif Kaya’nın duruşmasıyla beraber hapishanelerdeki “çıplak arama” dayatması tekrar gündeme geldi.

Çıplak arama yeni bir dayatma değil. Hapishaneden hapishaneye uygulama farklılık gösterse de, hapishaneye getirilen her mahpus “kuruma alınma ve kayıt işlemleri” sırasında aranır.  Bu aramanın yasal çerçevesini ise 5275 sayılı Ceza Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük oluşturur. 5275 sayılı kanunun  “Kuruma alınma ve kayıt işlemleri” başlıklı 21. Maddesinde, mahpusun “üstleri ve eşyaları arandıktan sonra” kabul odasına alınacağı ve sonrasında parmak ve avuç içi izlerinin alınacağı, fotoğraflarının çekileceği, kan grupları ve vücutlarının dış özellikleri ile ölçülerinin belirlendiği ifade edilmektedir.  İlgili tüzükte de “üst ve eşyaları aranır” denilmektedir.

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun
Kuruma Alınma ve Kayıt İşlemleri“Madde 21- (1) Haklarında kesinleşmiş hapis cezasını içeren mahkûmiyet ve ödenmeyen adlî para cezalarının hapse çevrilmesine ilişkin karar bulunanlar, Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emriyle ceza infaz kurumuna gönderilirler. Üstleri ve eşyaları arandıktan sonra kabul odalarına konulur ve hekim muayenesinden sonra kuruma yerleştirme işlemleri yapılır.(2) Ceza infaz kurumuna alınan hükümlülerin adı ve soyadı, işledikleri suç, cezalarının türü ve süresi, mahkûmiyet ilâmının tarih ve numarası ve infaza başlandığı gün "hükümlü defteri"ne kayıt olunur. Bu defterdeki sıra numarası, hükümlünün numarasını oluşturur.(3) Tanıya yönelik olarak hükümlülerin parmak ve avuç içi izleri alınır, fotoğrafları çekilir, kan grupları, vücutlarının dış özellikleri ve ölçüleri belirlenir. Kayıt altına alınan söz konusu bilgiler hükümlünün kişisel dosyasında veya elektronik ortamda saklanır. Bu bilgiler, Kanunun zorunlu kıldığı hâller dışında hiçbir kurum ve kişiye verilemez.”

Ne kanun ne de tüzükte bu aramanın nasıl yapılacağı belirtilmez. Hapishaneden hapishaneye farklılık görülmesi ilgili kanun ve yönetmeliklerde bu konunun çerçevesinin çizilmemesi ve aramanın hapishane idaresinin tasarrufuna bırakılmasıyla açıklanabilir.

Mahpusun hapishaneye getirilişi sırasında yaşanan çıplak arama bütün elbise ve iç çamaşırların çıkarılması şeklinde olmaktadır. CHP Cezaevleri Komisyonu’nun 50′ye yakın hapishaneyi 106 kez ziyaret ettikten sonra hazırladığı ve 15 Mart 2013 tarihinde açıkladığı rapora göre çıplak aramaya ek olarak bazı hapishanelerde “oyuk araması” da yapılmaktadır.

“Ziyaret edilen F tipi ve yüksek güvenlikli bütün hapishanelerde, hapishaneye ilk girişte çıplak arama yapılmaktadır (örneğin ayağında platini olan bir mahkûm x-ray cihazından geçerken sürekli öttüğü için, her giriş çıkışta çıplak aramaya tabi tutulmaktadır). Bazı hapishanelerde ise Oyuk Araması denilen bir uyguluma ile kadınlar cinsel organlarına ve erkekler makatlarına kadar aranmaktadır.” (1)

"Oyuk araması", çıplak aramanın da ötesinde bir ihlal

“Oyuk araması”, mahpusun makatının ve kadınsa aynı zamanda vajinasının içinin aranması işlemini anlatmak için kullanılan bir tabir. 1980’lerden itibaren örneklerine rastlandığı gibi mahpusun ağız içinin aranması da “oyuk araması” kapsamında görülebilir.

CHP’nin raporunda, “kadınların cinsel organlarına ve erkeklerin makatlarına kadar” arandığı belirtilirken, bu aramanın nasıl yapıldığı anlatılmıyor ancak yine CHP Cezaevleri

Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük
Kuruma alınma ve kayıt işlemleri             MADDE 67 – (1) Haklarında kesinleşmiş hapis cezasını içeren mahkûmiyet ve ödenmeyen adlî para cezalarının hapse çevrilmesine ilişkin karar bulunanlar, Cumhuriyet başsavcılığının yazılı emriyle kuruma gönderilir.             (2) Kuruma alınan hükümlülerin adı ve soyadı, işledikleri suç, cezalarının türü ve süresi, mahkûmiyet ilâmının tarih ve numarası ve infaza başlandığı gün "hükümlü kayıt defteri"ne kayıt olunur. Bu defterdeki sıra numarası, hükümlünün numarasını oluşturur.             (3) Tanıya yönelik olarak hükümlülerin parmak ve avuç içi izleri alınır, fotoğrafları çekilir, kan grupları, vücutlarının dış özellikleri ve ölçüleri belirlenir. Bu amaçla, gerektiğinde teknik ve tıbbî konularda, Cumhuriyet başsavcılığının talebi ile dış güvenlik görevlileri ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından yardım alınabilir.             a) Kayıt altına alınan bu bilgiler, hükümlünün kişisel dosyasında veya elektronik ortamda saklanır. Bu bilgiler, kanunların zorunlu kıldığı hâller dışında hiçbir kurum ve kişiye verilemez. Talep hâlinde, bilgi veya kayıtların verilip verilmeyeceği Cumhuriyet başsavcılığınca değerlendirilir ve yerine getirilir,             b) Firar veya asayiş olaylarının önlenmesi amacıyla hükümlülerin; kimlik bilgileri, fotoğrafı, kişisel veya fiziksel özelliklerine ait bilgiler aynı kurumda görevli dış güvenlik görevlileri ile bu görevlilerin bağlı bulunduğu kuruma verilebilir. Ancak bu durumda verilen bilgiler amaç dışında kullanılamaz.             (4) Hükümlüler hakkında üst ve eşyası arandıktan sonra aşağıdaki işlemler yapılır:             a) Kuruma gelen her hükümlü kabul odasına alınır. Bu süre içerisinde hükümlünün kuruma uyumuna yönelik yardım yapılarak, gerekli olan bilgiler sözlü ve yazılı olarak kendisine bildirilir. Kabul odasına alınan hükümlü burada en çok üç gün kalır,             b) Kabul odasında geçen süre içerisinde cezaevi tabibi tarafından muayeneleri yapılır ve muayene sonucu sağlık fişine kaydolunur,             c) Muayene sonucunda, kurumda tedavisi mümkün olmayan veya bulaşıcı bir hastalığı veya cezasının infazına engel herhangi bir maluliyeti olduğu tespit edilenler, kurum en üst amiri tarafından derhâl Cumhuriyet başsavcılığına bildirilir,             d) Kabul odasında bulunan hükümlülerin okuma, yazma ve öğrenim durumları öğretmen tarafından belirlenir,             e) Hükümlülerin bir meslek ve sanatı olup olmadığı, var ise seviyesi, atölye şefi tarafından belirlenir,             f) Psiko-sosyal yardım servisi görevlileri tarafından hükümlüye ilişkin ilk bilgiler alınır,             g) Her hükümlünün odaya gönderilmeden önce yıkanması sağlanır,             h) Her hükümlüye kurumunda çekilmiş fotoğrafı bulunan bir "hükümlü kimlik belgesi" verilir.             (5) Kabul odasındaki işlemler bitirildikten sonra hükümlü suç, grubuna uygun  odaya yerleştirilir.

Komisyonu’nun 4 Kasım 2013 tarihinde basına yansıyan Kocaeli Açık Hapishanesi’ne yaptıkları ziyarete dair açıklamaları bu aramanın bazı hapishanelerde nasıl yapıldığına ilişkin bir fikir veriyor. CHP’li milletvekilleri mahpusların iç çamaşırları da dahil olmak üzere tamamen soyulduklarını ve yere çömeltildiklerini, öksürtüldüklerini açıklamışlardı.

Bazı mahpuslar ise regl oldukları dönemde pedlerinin dahi çıkartıldığını anlatarak şikayetçi olmuşlardı (2). Bu anlatımlar, “oyuk araması”nın bu hapishanede sadece tamamen soyulan mahpusun “gözlenmesi” yoluyla yaptığını gösteriyor, ancak yine Elif Kaya’nın hapishanede avukat görüşüne çıkarken yaşadıkları sadece “gözlem” ile yetinilmediğini göstermektedir:

"Gardiyan aramayı tacize varacak boyuta taşıyınca ve vücudumun her yerine eliyle dokununca ben de buna izin vermek istemedim. Eğer sütyenimin içinde bir şey olduğunu düşünüyorsa göğüslerimi ellemeden sutyeni kaldırdığı zaman içindeki nesne düşecektir. Ancak gardiyan böyle yapmayıp vücudumun her yerini ellemiştir. Ben de bunun üzerine memurun omuzlarına dokunarak 'Böyle bir şeye hakkında yok bu taciz olur' dedim.” (3)

Kaldı ki mahpusların, özellikle de hapishaneye ilk girişleri esnasında çıplak aramayı kabul etmemeleri halinde, arama zorla yapılmakta, elbiseler zorla çıkarılmakta, dolayısıyla olaya müdahil olan tüm infaz koruma memurları (gardiyanlar) mahpusun her tarafına “dokunmakta”dır.

“Oyuk araması”, “çıplak arama”nın da ötesinde bir ihlaldir. Çıplak arama, Elif Kaya’nın direngenliği ve konuyu basına taşıması sayesinde gündeme gelmiş olsa da hapishanelerde onun da ötesinde ihlaller yaşanmaktadır. Özellikle adli mahpuslar, kendilerine yönelik ihlalleri kanıksamış durumdadır, kanıksamamış olanlar ise büyük oranda bu ihlalleri duyurabilecek imkan ve olanaklardan yoksundurlar.

Güvenlik kaygısıyla açıklanamaz

“Oyuk araması” denilen insanlık onuruna aykırı uygulamanın hedefinin de önemli oranda adli mahpuslar olduğunu tahmin etmek güç değildir (Özellikle uyuşturucu nedeniyle tutuklanmış olanlar göz önüne alındığında).

“Çıplak arama” ya da “oyuk araması” olarak adlandırılan uygulamalar sadece güvenlik kaygılarıyla açıklanabilecek uygulamalar değildir. Kaldı ki teknolojinin bu kadar ilerlediği, hızla yeni hapishaneler inşa edildiği (4) bir süreçte, duyarlı kapı, x ray cihazları, el detektörleri kullanılabilir. Gezi İsyanı sonrasında hızlı bir şekilde sarımsak kokulu boyalı mermiler, bayıltıcı şok tabancaları üzerine çalışmalar başlatan devletin, söz konusu olan mahpusların insan hakları olduğunda aynı hızda davranmadığı görülüyor.

“Çıplak arama”nın, “oyuk araması”nın sosyolojik, psikolojik bir tarafı da bulunmaktadır. Karşısındaki kişinin onurunu hiçe sayan bu uygulamalar, ona, hapishane idaresi, asıl olarak da devletin iradesi karşısında ne kadar aciz olduğunu hissettirmenin bir aracı olarak da görülebilir. Daha hapishaneye ilk adımında,  orada iktidarın kimde olduğu, kendisinin ne kadar aciz olduğu gösterilmiş olur. 12 Eylül günlerinde neredeyse “kabul ve kayıt” işlemlerinin bir parçası olarak uygulanan “hoşgeldin dayağı” bu durumun daha bariz bir örneğidir. “Hoşgeldin dayağı” eski yoğunluğunda yaşanmıyor olsa da onun kalıntısı olarak görülebilecek olan arama uygulamaları devam etmektedir.

Bu yazıyı, “İnsan onuruyla bağdaşmasına imkan olmayan ‘çıplak arama’, ‘oyuk araması’ gibi uygulamalar kaldırılmalı, mahpusların aranması işleminde teknolojiye dayalı yöntemler kullanılmalı, bu yönde çalışmalar başlatılmalıdır.” sözleriyle bitirebilmek mümkündü. Ancak bu haliyle yazı oldukça “kuru”  ve “teknik” kalmış olurdu. Bu nedenle sözü çıplak arama dayatmasına maruz kalanlara bırakmak ve onların anlatımlarına yer vermek, bu uygulamanın ayrıntılarını öğrenmek ve mahpus üzerinde yarattığı duygu ve düşünceleri görebilmek daha anlamlı olacaktır.

Aşağıdaki alıntılardan ilki , Neyyire Özkan’ın Cezaevi… Cezaevi… 1980-1986 Türkiye Cezaevlerinden Kesitler kitabından alınmıştır. Bu alıntıda, Metris Askeri Hapishanesi’nde tutulmuş olan iki kadın mahpus kendilerine yönelik uygulamaları anlatmaktadır.

İkinci alıntı ise CHP Cezaevleri Komisyonu’nun Kocaeli Açık Hapishanesi’ne ziyaretlerine dair yaptıkları açıklamadan alınmıştır:

“İççamaşırsız mahkemeye gidiyorduk"

E.G – Çırılçıplak soyarak arama ikinci uzun açlık grevinden sonra başladı. Her aramada oluyordu bu. Her sefer koğuştan çıkarken ve koğuşa dönerken var bu. Gardiyan ve kadın polis seni yere  yıkıyor ve zorla soyuyorlar. Polis odası var orada. Zaten koğuştan çekip çıkarılırken bir fasıl dayak yiyorsun. Mesela, üçer kişi gelsin deniyor, üçer kişi giriyorsun. Ve zorla soyulurken her bir şeyin yırtılıyor. Bir de insanın orasının burasının kurcalanması mahvediyor insanı. Bir de durmadan böyle soyulmayı beklemek var. Bir ara çok sık oluyordu bu. Bütün mahkemeye gidiş gelişlerde aynı fasıl. Sütyensiz, külotsuz, gömleği yırtık mahkemeye gidenlerimiz oldu. Dönüşte de aynı fasıl ve giysinin ne düğmesi, ne de sağlam bir dikişi kalmıyordu. Askerlerin arasından üstleri açık gelen kızlar oluyordu. Ama bu olay her gün. Çünkü her gün beş, on kişi gidiyor mahkemeye.

A.F – Bir keresinde mahkemeden dönen bir kız arkadaşa asker müdahale etmiş. Daha önce askerin müdahalesi hiç yok. Asker soyup aramış ve kız çıplak dönmüş. Yan koğuş bunu ertesi gün söyledi. Havalara fırladık. Demek ki artık askerler soyacak diye…

E.G. – Yan koğuştaki arkadaşlar susmuşlar önce söyleyememişler. Çok yaralayıcı bir şey tabii. Bir de erkek koğuşlarından duyup iyice tahrik olmasınlar kaygısı var. O gün hemen görüşe çıkmamaya karar verdik. Çünkü her görüşe çıkışta yine aynı soyma… Avukatlarımızı çağırıp anlattık durumu. Eğer böyle bir tepki göstermesen askerlerin araması yaygınlaşabilirdi. Aramada onların kuralı şu, elini bilmem nerene sokacağım diyor. Karşısında külot ve sütyenle kalacaksın o da külotunun içini ve sütyenini arayacak. Amaç arama değildi bizce. Çünkü gitmeden aranmışsın öyleyse dönüşte yine neden? Bir de üstelik ‘ birbirimizden saklayacak neyimiz var’ gibi düzeysiz laflar ediyorlardı. Toplu davalar olunca sabah beşte başlıyor arama. Erkeler yalnızca külotla havalandırmaya çıkarılıyor ve bekletiliyor. Kış, kar var. Ve soğuktan mosmor oluyorlar. Ve o soğuktan mosmor olup şişmiş vücutlar külot da çıkarılıp coplanıyor. Bir kız arkadaş var, onun aranması sırasındaki tavrından bıkmışlar artık. Yine mahkemeye götürüleceği bir gün çırılçıplak soyuyorlar. Bacaklarından tutup açıyorlar ve bacak arasına tükürük atıyor bayan polis. Böyle sapıkça şeyler de var. Dövülmek, soyulmak bir yana, vücudun hakkında yapılan yorumlar, bir de onlar var… bunlar çok daha ağır geliyor. [x] diye bir arkadaşımızı bir keresinde çok zor zaptettik.

A.F. – Korkunç tahrik etme var. Onlar sana vuruyor ve sen hiçbirşey yapmıyorsun. Aramızda aldığımız karar böyle. Karşı bir şey yapmadan yalnızca kendini korumaya çalışmak. Karşı davransan her şey çığrından çıkacak. Bilinçli olarak kendini korumakla yetiniyorsun. (5)

“Eğil, otur, öksür, kalk. Hep aynı işkence”

Açık Cezaevi olmasından dolayı izin kullanabilen, eğitimlerine devam edebilen mahkûmlar, cezaevlerinde her giriş çıkışta “çıplak aramaya” tabi tutulduklarını ve bu onur kırıcı uygulamadan dolayı çok rahatsız olduklarını belirtmektedirler. Kadınlar uygulanan çıplak aramayı şu cümleler ile anlatıyorlar: “Önce üstümüzü sonra altımızı çıkarıyorlar: Eğil, otur, öksür, kalk. Eğilirken, öksürtüyorlar. Cezaevine her girişte aynı işkence.”

‘Çıplak arama işkencesini regl olduğum günlerde bile çekiyorum, pedimi dahi çıkartıyorlar’

Bir kadın mahkum çıplak arama sürecini şu cümleler aktarmıştır:

“İzinden her gelişimizde çıplak arama yapılıyor. Önce üstümüzü çıkarıyorlar. Sutyenimizi çıkarıyorlar. Sonra üstümüzü giyinip pantolonumuzu ve iç çamaşırımızı çıkarıyorlar. Üç kez öksürüyoruz. Sonra 3 kez eğilip, kalkıyoruz. Bazen izinden döndüğümde regl oluyorum. Pedimizi dahi çıkarttıkları için bu zamanlarda çıplak arama tam bir işkence haline geliyor benim için”

‘Çıplak aramayı reddettim, 15 gardiyan üzerime atladı’

Bir diğer kadın mahkûm, cezaevine girişte çıplak aramayı reddettiğin de 15 gardiyanın üzerine atlayarak zorla arama yaptığını belirtmiştir. Kadın mahkûm kendisini zorla soydukları için tepki gösterdiğini ancak daha sonra bu tepkisi yüzünden kendisine ceza verildiğini söylüyor.” (6)

(1) CHP’nin Cezaevi Raporu CHP Genel Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

(2) Hülya Karabağlı, Çıplak arama işkencesini regl olduğum günlerde bile çekiyorum, T24, 4 Kasım 2013.

(3) Çınar Livane Özer, Gezi Tutuklusu Elif Kaya’ya Yapılan Arama İşkencesi Bitmiyor-Şimdi De Taciz ve “Çıplak Arama” Tehdidi.

(4) Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay Haziran 2012 tarihinde, 5 yıl içinde 196 yeni hapishane açılacağını ve hapishanelerin toplam kapasitesinin iki katına çıkacağını açıklamıştı. Yeni Cezaevleri Geliyor, 22 Haziran 2012, Haber 10.

(5) Neyyire Özkan, Cezaevi… Cezaevi… 1980-1986 Türkiye Cezaevinden Kesitler, Onur Yayınları, İstanbul 1986, sayfa 95-96

(6) Hülya Karabağlı, Çıplak arama işkencesini regl olduğum günlerde bile çekiyorum, T24, 4 Kasım 2013.

No Comments Yet.

Leave a comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.