Üç erkin tek elde toplandığı, denge ve denetleme mekanizmalarının aşındığı ve göstermelik kurumlara dönüştüğü bir düzende iktidarı elinde tutan parti veya kişi için sınırsız bir yapabilme kudreti açığa çıkar. Bu iktidar yapısı yozlaşmaya, yolsuzluğa ve servet aktarımına her zaman için sadece bir adım uzaktadır. Bu, son dönemlerde de sıkça dile getirilen “Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlaka yozlaştırır” sözünün siyasette vücut bulmuş halidir.

Bu tür tek parti ve özellikle de tek adam rejimlerinde yolsuzluklar ve servet aktarımı merkezinde “şef”in yer aldığı bir ilişkiler ağı şeklinde örgütlenir. Çoğunlukla şefin ailesi de şefle birlikte bu ağın merkezinde yer alır. Bu yolsuzluk ağı, şefe bağlanmış olan yargı aygıtı sayesinde yolsuzluğun faillerine bir cezasızlık ve koruma kalkanı da sağlar. Ancak bu ağın, ilaçlara benzer şekilde bir de yan etkisi vardır. Bu ilişki sadece suç ortaklığı değil aynı zamanda bir “karşılıklı rehinlik ağı”dır (Eren, 2026). İhaleler, yargısal korumalar, örtülü bağlantılar, ortak hukuksuzluklar şefin (ve çoğunlukla da ailesinin) etrafında oluşan iktidar bloğunu birbirine kilitler. Bu ağ içinde herkesin geçmişi ve yapıp ettikleri bir başkasının elinde kozdur. Servet biriktirmek kadar koz, şantaj malzemesi biriktirmek de önemlidir.

Böylesi bir düzende iktidardan düşmek sıradan bir seçim yenilgisi olarak görülemez. Ağın bileşenleri için iktidardan düşmek bir varlık yokluk sorunudur. İktidarın kaybı, tüm yolsuzlukların açığa çıkması, yargılanma, devlet talanı yoluyla elde edilen zenginliğin yitirilmesi olasılıklarını güçlendirir. Bu nedenle bir dönem veya bir şekilde bu ağın parçası olmuş kişiler için kendi iç çelişkileri ve paylaşım kavgaları ne olursa olsun ağı hayatta tutmak, iktidarı kaybetmemek önemlidir. Kişi dışlansa, servetinin bir kısmını kaybetse, bir süre tutuklanmak zorunda kalsa dahi iktidarın ve ağın merkezinde yer alan “şef” gücünü koruduğu sürece ağa tabi olmayı sürdürecektir.

Bu iktidar yapısının son dönem örnekleri yakından incelendiğinde devlet zorunun hibritleşmesi de yapılabilecek bir başka önemli tespittir. Yolsuzluğun ve hukuksuzluğun bir kanser gibi tüm bünyeyi sardığı bu iktidar yapılanmasında sadece rakipler değil kendilerinden olmayan herkes “kral çıplak” diyebilecek potansiyel barındırdığı için risk haline gelir. Risk skalasının bu kadar çeşitlendiği ve büyüdüğü siyasal atmosferde ise zor aygıtları da buna bağlı olarak çeşitlenir ve boyutları inanılmaz derecede büyüyebilir. Boyut her ne kadar önemli olsa da burada asıl vurgu yapılması gereken konu bu zor aygıtına rengini veren çeşitliliktir. Kolluk kuvvetleri ve hatta kontrgerillasıyla klasik zor aygıtları varlığını korurken artık devreye iktidarla karmaşık ilişkiler kuran organize suç örgütleri, kişilerin özel hayatlarının gizli kaydını içeren şantaj kasetleri, sistematik olarak itibar suikastları yapmaya ve dezenformasyon üretmeye programlanmış medya aygıtları organize olarak devreye sokulabilir. Tüm bu aygıtlar her ne kadar iktidar bloğunun kendisi gibi parçalı olsa da gerektiğinde şef ve şürekâsı tarafından tek bir hedefe yönlendirilebilirler.

Bu iktidar yapısının bir başka özelliği de ideoloji ve ilkelerin değil çıkarların belirleyici olmasıdır. İdeoloji ve ilkeler sadece çıkarlara hizmet ediyorsa kullanışlıdır. Bu iktidarı temsil eden partiler, başlangıçta, iktidara gelirken belli bir ideolojinin taşıyıcısı gibi gözükse ve hatta o ideolojiyi temsil etse dahi partinin giderek liderin sultasına girdiği ve önemli kadrolarının tasfiye edildiği bir sürecin ardından şefinin etrafında kümelenen, çıkar ve suç ortaklığının bir arada tuttuğu bir rehinlik ağı olarak, bir iktidar bloğuna, ittifaklar kümesine dönüşürler. Bu sürecin sonunda ideoloji de değişebilen, giyilip çıkarılabilen bir “gömlek”e dönüşür. Tüm devlet aygıtlarını elinde tutan şef için dün söylediğinin bugün tam tersini söylemek ve bir seçmenden ziyade taraftar kitlesine dönüştürdüğü oy verenlerine kendisini her durumda alkışlatmak genellikle zor değildir.

İdeolojik tutarlılığın ve ilkelerin çıkarlardan sonra geldiği, şefin kendisine rakip ve tehdit olarak gördüğü parti içi veya iktidar bloğu içi tüm olası şef alternatiflerini bir şekilde tasfiye ettiği veya statü ve servet bölüşümü ile kendisine bağladığı bu mekanizmanın en zayıf taraflarından biri ise yine şefin kendisidir. Bu iktidarı, ağı var eden şeftir ve otoritenin tek sahibi, anlaşmazlık ve uzlaşmazlıkların hakemi olarak yaşı ilerlediğinde, sağlık sorunları yaşadığında veraset sorunu ortaya çıkar.

Şef açısından veraset sorunu üç bilinmeyenli denklem gibidir. İktidarı hangi varis kaybetmez, iktidar bloğunun her bileşeni kimin üzerinde uzlaşır, yargılanma ve servete el koyma ihtimallerini kim tam olarak ortadan kaldırır? Örnekler gösteriyor ki şefin yeni bir iktidar yapısı ve ağ kurduğu düzenlerde veraset sorunu ağırlıklı olarak kan bağı üzerinden çözülmeye çalışılır (Brownlee, 2007). Çünkü hanedan kurmak devletten elde edilen servetin ailede tutulmasının en güvenli yoludur (Chayes, 2020). Cumhuriyet biçimi altında kurulan bu aile iktidarlarını “hanedan cumhuriyeti” olarak tanımlayan çalışmalar da vardır (Yates, 2017, 2019).

İktidarın kendisini risk altında gördüğü kriz anlarında veya veraset sorunu ortaya çıktığında yapılabileceklerin sınırı tamamen belirsizleşmekte, ülkelerin tarihinde “bu kadar da olmaz” denilen pek çok baskı, şiddet ve etik dışı yöntem gündeme gelebilmektedir. Kitlesel tutuklamalar, kitlesel katliamlar, kişileri eşinin ve çocuklarının özgürlüğü ve geleceği ile tehdit etmeler, basın aracılığıyla manipülasyona yönlendirmeler, tamamen gerçek dışı gerekçelerle kişileri yıllarca hapsetmeler, yatak odası görüntüleri kullanılarak kişileri siyasetin dışına itmeler, adli görünümlü siyasal suikastlar…

Kriz anlarının bir başka refleksi de ani ve değişken ittifak yapısıdır. İktidar bir yandan tehditlerin bir kısmını baskı ile elimine etmeye çalışırken diğer yandan da kendi kampından, kendi siyasi cenahından bloğuna dahil edebildiği herkesi ve karşı cenahtan devşirebildiklerini yanına çekerek kendi cephesini tahkim etmeye çalışır. Bunlara ek olarak muhalefet cephesini bölebilmek için ittifaklara da yönelir. Ancak bu ittifaklarda iktidarın asıl motivasyonu neredeyse her zaman kendi çıkarıdır. Koca koca hamasi söylemlerin medya aracılığıyla sürekli gündemde tutulması bu gerçeği değiştirmez. Tüm ittifaklar şef ve şürekâsı için çıkarlarına hizmet ettiği oranda ve/veya riziko ortadan kalkana kadar anlamlıdır. Muhalefetin parçalı yapısı dikkate alındığında aynı anda birçok siyasal aktöre karşı mücadele etmek zorunda kalan iktidar için muhalefeti bölebilmek veya muhalefetin bir kısmını paralize edebilmek önemlidir. Bunun için zaman zaman ittifaklar kurulabilir zaman zaman da muhalefetin bir kısmı “terör” veya benzeri etiketlerle şeytanlaştırılarak tamamen sahip çıkılamaz hale getirilebilir (Agamben’in “çıplak hayat” terimi bir çağrışım yapabilir, 2020).

Mutlak gücü elinde tutan yozlaşmış iktidarlardan ilkeli ve ölçülü bir tutum almalarını beklemek gerçekçi değildir. Özellikle mutlak kriz anlamına gelebilecek veraset sorunu ortaya çıktığında hamaset düzeyinde her argüman dile getirilebilir. İktidar bloğunun içinden ve/veya siyasi cenahından gelebilecek her türlü demokratik söylem vb. gündem belirlemek, zaman kazanmak, ittifaklar aracılığıyla muhalefetin bir kısmını paralize etmek, hazırladığı başka baskı ve saldırı araçlarına kılıf hazırlamak dışında bir anlam içermez.

Veraset krizi ile seçmen krizi (oy düşmesi) üst üste geldiğinde ise şef ve şürekâsı şahsında vücut bulan iktidarın, varlıklarını sürdürebilmeleri için söylem düzeyinde veya mecburiyet ve olanaklar ölçüsünde gerçekleştirmek için “mega projelere” (fiziksel veya siyasal) ihtiyacı vardır. Bu projeler ülkelerin kaderlerini tayin edebilecek dönüşümler için de uygun zemini yaratır. Şef ve şürekâsı için en muteber olan, mega projeler de dahil her yolu kullanarak iktidarın soy yoluyla tayini, hatta mümkünse bu işin seçimler dışında gerçekleşmesidir (monarşi). Bunun için “hedefe giden her yol mübah”tır. Bu iktidarlarda hanedan seçeneği sonuna kadar zorlanır, bunun gerçekleşmesinin mümkün olmadığı görüldüğünde ise kendisine ve ailesine yönelik yargılanmama ve mallarına el konulmaması garantisiyle iktidar devri gerçekleştirilmeye çalışılır.

Hanedanlaşma bu tür iktidarlar için bir tercih değil zorunluluktur. Ama zorunlu olması, gerçekleşeceği anlamına gelmez. Kurulan ağın bir sonraki nesle sorunsuz devri de iktidarın “güvenli” bir çıkış bulması da aynı değişkene bağlıdır: Karşısındaki muhalefetin gücü ve birliği. Bu yüzden asıl belirleyici olan, iktidarın ne yapmak istediği değil, buna karşı nasıl bir güç örgütlenebildiğidir.

Kaynakça

Agamben, Giorgio. (2020). Kutsal insan: Egemen iktidar ve çıplak hayat (çev. İ. Türkmen). Ayrıntı Yayınları. (Özgün basım 1995)

Brownlee, Jason. (2007). “Hereditary Succession in Modern Autocracies.” World Politics, cilt 59, sayı 4, s. 595-628.

Chayes, Sarah. (2020). On Corruption in America: And What Is at Stake. New York: Knopf.

Eren, Mustafa. (2026). “Türkiye’de Rejim Dönüşümünü Yeniden Düşünmek.” Birikim, 448, Ağustos 2026, 17-36.

Yates, Douglas A. (2017). “Dynastic Rule in Equatorial Guinea.” African Journal of Political Science and International Relations, cilt 11, sayı 12, s. 339-359.

Yates, Douglas A. (2019). “The Dynastic Republic of Gabon.” Cahiers d’études africaines, sayı 234, s. 483-513. Erişim tarihi: 3 Eylül 2026. https://journals.openedition.org/etudesafricaines/25961